|
CIWAN
9 - ARTAN GÜZELLİK... VE ARZULARIN DOĞUŞU
Okumaya başlayın!
Yazı: ALTAR BAYKAL
ÖNCEKİ BÖLÜMLER
1 - Özgürlüğü Kovalarken Vurulanlar:
Liseden mezun olduğumda, saraylı bir ailenin tek varisi olarak her şeye sahiptim... özgürlük hariç. Üniversiteye girişte iki yıllık bir bilgisayar programcılığı bölümüne yerleştim; ama dersleri boşladım, gece hayatına daldım, sevgili listem bile beni takip edemez oldu. Atılma tehlikesiyle karşılaşınca, İngiliz edebiyatı tutkusu figürünü sahneye sürdüm ve ailemi ikna ederek yeniden sınava girdim. İstanbul Üniversitesi’nde hem politik bir evren, hem de yıldırım gibi çarpılacağım bir aşk beni beklemekteydi.
2 - Androjen Model ve Kayıt İşlerindeki Yıkım: Üniversitede özgürlükle tanışırken, bir gün merdivenler arasında onu gördüm. Güzelliğiyle beni yıldırım gibi çarpmış olsa da beni fark bile etmedi. Havailikle kayıt yenilemeyi bile unutup , okuldan silinme riski ile karşılaşınca bir polis arkadaşım yardım edeceğini söyledi. Bana yardım edecek üst rütbeli sivil polis ise aşkımdı! Ağır Kürt lehçesi ve kalın ses ile konuştuğunda anladım: O bir erkekti. (Sembolik fotoğraf içerir.) 3 - Algının Çöküşü ve Bedenin Geri Dönüşü: Bir Vajinası Yoktu: Beynim onu kadın olarak dosyaladığı için büyük gerçeği bilincimde bir mezara gömdüm ve onu çaya davet ettim. Sohbet boyunca tüm etkileme taktiklerimi uyguladım ama o mesafeli zarafetini korudu. Solcu olsa da “artist” lakaplı bu androjen figür ile çayımız bitince ayrıldık. Başaramamıştım... Neyi? Kendimden sekiz yaş büyük bir erkeği etkilemeyi! 4 - Cartier Çakmakla 501’li Bir Hayalin Peşinde: Pahalı bir Cartier çakmakla yeni bir görüşmeyi garantilemeye çalıştım. Onu fakülte girişinde yakaladım, heyecanla çakmağı verdim... Tam etkilenmediğini düşünürken, polis evinde bir buluşma teklif etti! Beni davet etmekiçin bizim kata çıkmıştı! Sevinç içinde ardından baktığımda artık o, 501 giymiş, kumral saçları uzamış bir bilmeceydi. 5 - Cinsiyetin Gölgeli Alanındaki Onay ve Bakışlar: Emirgan’daki polis evinde, içki, baharın çiçekleri ve mezeler eşliğinde güzel saatler geçirdik. Gözleri kehribar, cildi bal rengiydi; güzelliğiyle bilincimi meşgul ederken açıldım ve sordum "Seni erkek olarak göremiyorum desem kızar mısın?" 6 - Bir Nüfus Kağıdı ve Heteronormatif Gerçeklerle Yüzleşme: Androjen çekimiyle kurduğum duygusal yakınlık, beklenmedik bir kimlik bilgisiyle sarsıldı. O, düşlediğim gibi androjenliğini yaşama tutkusu ile dolu bir "ilahi güzel" değil, evli-barklı, çoluklu-çocuklu sıradan bir erkekti. 7 - Androjen Aşkın Ataerkil Hiyerarşisi: Doğum belgesini de içeren cüzdanını Teşvikiye caddesinin ortasına fırlattım ama -üstün olma, denetleme, şekillendirme oyunu içinde- kendi kimliğimden kaçıyordum. 8 - Elitler Grubu Aşağılamaları Ve "Bedensel" Gerçekler: Onu arkadaş grubumla tanıştırmakla ve yüzmeye gitmekle nasıl bir hata yaptığımı ilk mayolu sahnede anladım. Sınıf farkımız ve androjenlikle ilgisiz erkek bedeni arasında sıkıştım. 9 - Artan Güzellik... Ve Arzuların Doğuşu: Grup gezmeleri bitmişti, yeni bir süreç başlamıştı. Onun, direktiflerimle giderek daha çarpıcı olması... ve benim, ona karşı arzumun inkar edilemez bir hal alması dönemi! 10 - Taksi Döşemesini Göl Eden Kanım: Hırsla doluyduk. Ne ben uzlaşmaya açıktım, ne o. Bize öğretilen düşmanlık ve öfkeden başka bir şey bilmiyorduk. Sonunda kanım aktı. Kasığımda kalan iz, dans kliplerimde hâlâ görünür. 11 - Baş Komiserler, Sorgular Ve Çok Yakındaki Aşk Yuvası: Yaralanma olayım duyulunca aile içinde kıyamet koptu, okulda da olay oldu. Ama ben sadece bir aşk yuvası bulma peşindeydim… ve bunu başardım da. 12 - Bedenindeki İzler ve Telefonun "Acı, Acı" Çaldığı Gece: Öfke ve kıskançlıkla bedenine bıraktığım izler, bir gece yarısı çalan telefona ve sadece ilişkimin değil, bütün hayatımın yönünü değiştirecek bir felakete neden oldu. 13 - "Ayırdılar Bizi": İlyada 16:5 "Sıcak göz yaşları döküyordu Patroklos, sarp bir kayadan kar suyunu nasıl akıtırsa kaynak". 14 - Ailesel Yaşayan Ölüler ve Ara Kablosunun Sert Darbeleri : Küçük bir valiz hazırlayıp acele ile evden çıktım. Caddede otobüs terminaline gitmek üzere taksi ararken fark ettim: Babam peşimden gelmekteydi. 15 - Altın Varaklı Prensliğimi Yıkmaya Gelen Parkalı Düşman : Arzunun izdihamı vardı etrafımda. Eve kabin çantam para dolu dönüyordum. İlerdeki yıllarda ise apartman temizlik işlerinde çalışacağımı, yemek alabilmek için pencerede eskici bekleyeceğimi ve açlıktan bir kez çöpten yiyeceğimi bilmiyordum. 16 - "Her aşk yeni bir yaraysa aşk korkusu bizi korur!": Neredeyse 20 sene sonra Doğu Beyazıt'a gitmek için otobüsün kalkmasını beklerken bir anons yapıldığını duydum. Onun adıydı söylenen, o garip, benzersiz adı… Demek birkaç adım ötedeydi benden. 17 - Erkekliğin Kadın Yüzü ve Yasaklanmış Ezoterik Gerçekler: Ergenlik acılarım, aşkla kendini tamamlama ve "predatorun"un biz erkeklere gömdürdüğü pozitivitemiz. 18 - Aşk, yasaklanmış yanımızın özgürlükle buluştuğu aynadır: Ve son.
Grup gezmeleri ve denize gitme süreci böylece son buldu. Gerçekler (apaçık söyleyeyim: birbirimizi mayo ile görünce kafamıza 'dank eden' ikimizin de erkek olduğu gerçeği) ise Omerta benzeri bir suskunluk kararı ile ortak şekilde hasır altı edilmişti. İlişimizin cinsellik bölümü rafa kalktı, gezme olayına odaklanıldı. Okul çıkışı Yenikapı'daki -kendi başıma gitmeyi düşünemeyeceğim bir yer olan- "Kervan Maran" adlı pub'a takılmaya başladık.
Hesapları o ödüyordu. Okuldan buraya taksi ile geliyorduk… taksi parasını da o veriyordu. Bir keresinde "Geçen yıl Eren diye bir sevgilim vardı, o otobüse binerdi" demişti gülerek. Ama sözlerinde şikayet tınısı hiç yoktu. Hissediyordum: Mutluydu. Hep yanımda olmak istemesinden belliydi bu. Okulda, bizim katta işi olmadığı halde sık sık yanımdaydı. Ayrıca sürekli telefonla arıyordu. Randevulara hep o erken geliyordu. Ben ise içinde bocaladığım rahatsız edici duyguları sadistik yanımı okşayarak rahatlatmaya çalışıyordum. Örneğin, onu tedirgin etmek için -hiç huyum olmadığı halde- gecikir, kasten bekletirdim. Kızları değil erkekleri kıskandığını fark etmiştim. Alakam olmasa da -pek beğenmiş gibi- erkeklere bakar, sonra yakalanmış gibi yapardım. Bu zamanlarda verdiği tek tepki biraz kırsal, biraz arabesk havada "oğğğff… oğf" demekti. İkide bir delişmen bir kız gibi "Yok, yapamayacağım ben, bitti bu iş" içerikli kavgalar da çıkarıyor, onun -gerçekten- bir anda "çöküşünü" izleyerek zevkleniyordum. Bir çeşit intikam… Kimden? O suçlu değildi ki… Sonunda bu kavgalarıma o kadar alıştı ki, her "Bu kez ayrılıyorum"dan sonra, "Yine verdin müjdeni" demeyi alışkanlık haline getirdi. Tabidir ki her seferinde randevu sonunda devam etmeye karar veriyordum. Zaman içinde görüntüsünü değiştirdim. Söz dinlerdi; önerilerimi ciddiyetle yerine getirirdi. Kıyafetleri artık spor ve uni-sexti. Blazerleri ve trençkotları kaldırmış, Jean ve anoraklara geçmişti. Saçları hala kısaydı, ama artık erkek kesiminde değildi. Ayakkabıları ise daima yüksek topukluydu. O dönemlerde erkek ayakkabıları zaten topukluydu. Onunkiler ise aşırı yüksek topukluydu. Bir keresinde bir kadın polis ona "Senin pabuçlarının topukları benimkilerden yüksek" demişti. Boyu artık benden uzundu. Ama bunu önemsemiyordum. Ben bu yaşıma dek genelde moda ve sahne ortamında yaşadığım için güzel insanlarla oldum. Ama onun gibi bir "gerçek güzel" ile -inanılmasını rica ederim, en küçük abartmam yoktur- karşılaşmadım. Fiziğindeki kusursuzluk artık göze batar hale gelmişti. Maran'a girdiğimizde masaların arasından geçerken başlar ona çevriliyordu… genelde kızların-kadınların başı tabidir ki. Artık onu kıskanıyordum. Kıskançlık kadar cinsel duyguları kamçılayan başka duygu yoktur bence. Artık onu istiyordum. Ona dokunmayı özlüyordum. Dudaklarına parmaklarımın ucunu değdirmek, saçlarının arasına elimi sokmak, yanağını okşamak… Ve -evet- öpmek. O benim için tapınılası bir yüzdü. Sadece bir yüz. Ellerini tutmam konu dışıydı, çünkü normal erkek ellerine sahipti. Ben cinsel açıdan yasaksız yaşasam da, ona karşı Vesta Bakiresi psikolojisindeydim. Cinsellik bağlamında arzu duyan oydu. Fazla konuşmadığı için bu hiç dile getirmedi, ama hissetmemek olanaksızdı. Sonunda beni bir evde buluşmaya ikna etti. Sözde bana çiğ köfte yapacaktı. Bu konuda bir uzman olduğunu söylüyordu. Hem bir arkadaşı da bizimle olacaktı. Asıl amacın köfte yemek olmadığı açıktı… ve tabidir ki arkadaş uygun zamanda yok olacaktı. Kabul ettim. Bir arkadaşının evinde buluşmaya karar verdik. Ev bir hücre eviydi. Ama hücreye benzemiyordu doğrusu. Burası olsa-olsa bir kümesti. Tek bir odaydı ve içerdeki neredeyse yegane eşya, bir kenara dürülmüş yün yataklardı. Arkadaşım dediği tip ise bu ortamın tamamlayıcı dekoru gibiydi: Acayip, porsuk bıyığına benzettiğim kalın bıyık, bumburuşuk "parka". VE hırs dolu çehre. Bana dostluk duyguları beslemediği apaçıktı. Onun gözünde yoldaşlarını baştan çıkartmış (cinsellik anlamında kullanmadım bu kelimeyi) "Sermaye uşağı sömürücü burjuva"ydım. Bu cümleyi ilerleyen saatlerde ondan duyacaktım. O kimliği görünce Cıvan'ın dengeli karakteri nedeni ile bana belli etmeden vermek zorunda kaldığı ödünleri, yüzleştiği sorunları sonunda kavramıştım.
Böylece o gün, o belalı gün (bedenimde -bu gün bile silinmemiş- kalıcı iz taşımama neden olan gün) başlamış oldu.
|
| Ana Sayfa | Altar Kimdir? | Kitapları | Yazıları | İletişim |
| Dizayn: Altar-Stil Team - İçerik: Altar Baykal | Copyright © 2023 - |