|
CIWAN
18 - AŞK, YASAKLANMIŞ YANIMIZIN ÖZGÜRLÜKLE BULUŞTUĞU AYNADIR.
Okumaya başlayın!
Yazı: ALTAR BAYKAL
ÖNCEKİ BÖLÜMLER
1 - Özgürlüğü Kovalarken Vurulanlar:
Liseden mezun olduğumda, saraylı bir ailenin tek varisi olarak her şeye sahiptim... özgürlük hariç. Üniversiteye girişte iki yıllık bir bilgisayar programcılığı bölümüne yerleştim; ama dersleri boşladım, gece hayatına daldım, sevgili listem bile beni takip edemez oldu. Atılma tehlikesiyle karşılaşınca, İngiliz edebiyatı tutkusu figürünü sahneye sürdüm ve ailemi ikna ederek yeniden sınava girdim. İstanbul Üniversitesi’nde hem politik bir evren, hem de yıldırım gibi çarpılacağım bir aşk beni beklemekteydi.
2 - Androjen Model ve Kayıt İşlerindeki Yıkım: Üniversitede özgürlükle tanışırken, bir gün merdivenler arasında onu gördüm. Güzelliğiyle beni yıldırım gibi çarpmış olsa da beni fark bile etmedi. Havailikle kayıt yenilemeyi bile unutup , okuldan silinme riski ile karşılaşınca bir polis arkadaşım yardım edeceğini söyledi. Bana yardım edecek üst rütbeli sivil polis ise aşkımdı! Ağır Kürt lehçesi ve kalın ses ile konuştuğunda anladım: O bir erkekti. (Sembolik fotoğraf içerir.) 3 - Algının Çöküşü ve Bedenin Geri Dönüşü: Bir Vajinası Yoktu: Beynim onu kadın olarak dosyaladığı için büyük gerçeği bilincimde bir mezara gömdüm ve onu çaya davet ettim. Sohbet boyunca tüm etkileme taktiklerimi uyguladım ama o mesafeli zarafetini korudu. Solcu olsa da “artist” lakaplı bu androjen figür ile çayımız bitince ayrıldık. Başaramamıştım... Neyi? Kendimden sekiz yaş büyük bir erkeği etkilemeyi! 4 - Cartier Çakmakla 501’li Bir Hayalin Peşinde: Pahalı bir Cartier çakmakla yeni bir görüşmeyi garantilemeye çalıştım. Onu fakülte girişinde yakaladım, heyecanla çakmağı verdim... Tam etkilenmediğini düşünürken, polis evinde bir buluşma teklif etti! Beni davet etmekiçin bizim kata çıkmıştı! Sevinç içinde ardından baktığımda artık o, 501 giymiş, kumral saçları uzamış bir bilmeceydi. 5 - Cinsiyetin Gölgeli Alanındaki Onay ve Bakışlar: Emirgan’daki polis evinde, içki, baharın çiçekleri ve mezeler eşliğinde güzel saatler geçirdik. Gözleri kehribar, cildi bal rengiydi; güzelliğiyle bilincimi meşgul ederken açıldım ve sordum "Seni erkek olarak göremiyorum desem kızar mısın?" 6 - Bir Nüfus Kağıdı ve Heteronormatif Gerçeklerle Yüzleşme: Androjen çekimiyle kurduğum duygusal yakınlık, beklenmedik bir kimlik bilgisiyle sarsıldı. O, düşlediğim gibi androjenliğini yaşama tutkusu ile dolu bir "ilahi güzel" değil, evli-barklı, çoluklu-çocuklu sıradan bir erkekti. 7 - Androjen Aşkın Ataerkil Hiyerarşisi: Doğum belgesini de içeren cüzdanını Teşvikiye caddesinin ortasına fırlattım ama -üstün olma, denetleme, şekillendirme oyunu içinde- kendi kimliğimden kaçıyordum. 8 - Elitler Grubu Aşağılamaları Ve "Bedensel" Gerçekler: Onu arkadaş grubumla tanıştırmakla ve yüzmeye gitmekle nasıl bir hata yaptığımı ilk mayolu sahnede anladım. Sınıf farkımız ve androjenlikle ilgisiz erkek bedeni arasında sıkıştım. 9 - Artan Güzellik... Ve Arzuların Doğuşu: Grup gezmeleri bitmişti, yeni bir süreç başlamıştı. Onun, direktiflerimle giderek daha çarpıcı olması... ve benim, ona karşı arzumun inkar edilemez bir hal alması dönemi! 10 - Taksi Döşemesini Göl Eden Kanım: Hırsla doluyduk. Ne ben uzlaşmaya açıktım, ne o. Bize öğretilen düşmanlık ve öfkeden başka bir şey bilmiyorduk. Sonunda kanım aktı. Kasığımda kalan iz, dans kliplerimde hâlâ görünür. 11 - Baş Komiserler, Sorgular Ve Çok Yakındaki Aşk Yuvası: Yaralanma olayım duyulunca aile içinde kıyamet koptu, okulda da olay oldu. Ama ben sadece bir aşk yuvası bulma peşindeydim… ve bunu başardım da. 12 - Bedenindeki İzler ve Telefonun "Acı, Acı" Çaldığı Gece: Öfke ve kıskançlıkla bedenine bıraktığım izler, bir gece yarısı çalan telefona ve sadece ilişkimin değil, bütün hayatımın yönünü değiştirecek bir felakete neden oldu. 13 - "Ayırdılar Bizi": İlyada 16:5 "Sıcak göz yaşları döküyordu Patroklos, sarp bir kayadan kar suyunu nasıl akıtırsa kaynak". 14 - Ailesel Yaşayan Ölüler ve Ara Kablosunun Sert Darbeleri : Küçük bir valiz hazırlayıp acele ile evden çıktım. Caddede otobüs terminaline gitmek üzere taksi ararken fark ettim: Babam peşimden gelmekteydi. 15 - Altın Varaklı Prensliğimi Yıkmaya Gelen Parkalı Düşman : Arzunun izdihamı vardı etrafımda. Eve kabin çantam para dolu dönüyordum. İlerdeki yıllarda ise apartman temizlik işlerinde çalışacağımı, yemek alabilmek için pencerede eskici bekleyeceğimi ve açlıktan bir kez çöpten yiyeceğimi bilmiyordum. 16 - "Her aşk yeni bir yaraysa aşk korkusu bizi korur!": Neredeyse 20 sene sonra Doğu Beyazıt'a gitmek için otobüsün kalkmasını beklerken bir anons yapıldığını duydum. Onun adıydı söylenen, o garip, benzersiz adı… Demek birkaç adım ötedeydi benden. 17 - Erkekliğin Kadın Yüzü ve Yasaklanmış Ezoterik Gerçekler: Ergenlik acılarım, aşkla kendini tamamlama ve "predatorun"un biz erkeklere gömdürdüğü pozitivitemiz. 18 - Aşk, yasaklanmış yanımızın özgürlükle buluştuğu aynadır: Ve son.
Yeniden ben ve Cıvan'a geleyim. Bizim ilişkimizin, yani erkekleri cinsel yaşamlarında çekici bulmayan iki androjen erkeğin aşkının gerisinde olan garip, ilginç ve bence bilgi yüklü çekimin nedeni, bir diğer söyleyişle "karşı koyamadığımız etmen", HER İKİMİZİN de androjen olmasıydı. Yani ikimiz de önceki bölümde söz ettiğim eski unutulmuş bilgiye (belki de armağana) sahiptik; ama ataerkil baskılar yüzünden bunu bilincimizin derinlerine gömmüş, kendimizden saklamıştık. Buna karşın onu -kendimizi- yaşamayı özlüyorduk da! Aşkın kumaşı herkes için böyledir. Ataerkil ya da baskıcı kültürlerde, aşk çoğu zaman “yasak” olanı görünür kılar. Bu yüzden aşk, sadece bireysel değil, kültürel bir özgürleşme deneyimidir. Bizim yasak özlemlerimiz de birbirimiz ile giderildi. Bu şu demekti: Çekimin önemli nedeni birbirimizde kendimize yasakladığımız kendi gerçeklimizi bulmamızdı. O benim için ve ben onun için sadece bir partner değildik. Biz, diğerimizde kendimizdik. Bu -bir anlamda- tatmin ya da arayışın son bulması ile öyle bir istek, öyle bir iştiyak, öyle bir tatmin oluşmuştu ki, ataerkil yasaklar zayıflamış, cinsiyet bariyerleri aşılabilir hale gelmişti. Söz konusu durum çok insan kadın veya erkek olduğu için karşı cinste yaşanmaktadır. Biz, ikimiz de androjen olduğumuz için aynı cinsten olmamız bir engel var edememişti. Bu güzel bir eşleşmeydi. Doğrudur; sürseydi belki ilişki olarak yıllara dayanmazdı. Oysa yıllara dayanacak, ölene dek beni mutlu edecek bir eşleşmeye ortam yaratacak, beni olumsuz karakterimle yaşayacağım nice kayıptan koruyacaktı… çünkü bulacağım eş… kendim olacaktı. Ne yazık ki benim korkularım, görüntümü sevememem (o kendi ile daha barışıktı), doğal yapımı kabullenememem yüzünden "tarafımdan" pespaye edildi. Yine de kendime fazla da yüklenmeyeyim: Beni doğal yapıma yabancılaştıran, erkekliği tek bir kalıba döken, bu kalıba boyun eğdiren, eğemeyenleri de lanetleyen ataerkil kültürdü. Erkek olayım (kendim olayım) diye, sahip olduğum, bu gün tadını çıkarttığım nice özelliğimi yok etmek için girdiğim gereksiz çatışmaların bir nedeni de beynime doldurulanlardı. Ne yazık ki aradan geçen yarım asır sonrasında hala "kalıplar ve yasaklar" var edip, farklılıklara saldıran, herkesi birbirine benzeyen numunelere/şablonlara acımasızca dökmeyi isteyen kültürde yaşamaktayız. Oysa makrokozmosun temeli zıtlıktır; çünkü bölünmüş bir ortamdır ve ana erek (ultimate aim) zıtlıkları -birbirine baskı ile benzetmeden- birleştirmektir.
Bu yapı
Bob Ross'un bir sözü ile çok güzel özetlenir: Farklılıklar -biri illaki diğeri tarafından alaşağı edilmeden- yan yana olabildiğinde bunun adı zenginlik olur. Diğer alemde zaten hepimiz yeniden hal-i hamur olacağız. Ancak makro bu sonucun tohumlarının atılması gereken bir dünyadır. Söz konusu "farklılıkların kendi kalarak bir arada olması" adı verilecek amacın yakıtı, var edicisi "anlayış (hatta empati), hoşgörü ve paylaşma"dır. Oysa başarı (yani ana erek); öne geçme, elde etme, hükmetme, liderlik etme benzeri kavramlarla ifade edildiği anda anlayış, hoşgörü, paylaşmanın ana erek olması artık dolaylı yoldan yasaklanmış; bu yüce kavramlar sadece dillerde pelesenk olmuş, ama uygulanması hiç de düşünülmeyen köhne vecizelere dönüşmüşler demektir. Olaya biraz farklı yönden bakalım: Kendinden olmayanı yok etme erkinin temelinde sahip olduklarını yitirecek olma korkusu bulunur. Kültür; özveri, anlayış ve paylaşma değil, üste çıkarak varlığı sürdürmek temelinde olduğu içindir bu korku. Başarının (yani var olmayı sürdürebilmenin) üste çıkma, diğerlerini geçme, sadece dediğinin gerçekleştirme kanunu ile elde edilebileceğini öğreten ataerkide bu yüzden farklı olandan korkulur. Aslında insanlar (ve erkekler) sanıldığı kadar yıkıcı ve sahip olmaya odaklı değildirler. Saldırganlık genelde öğretilen (hatta mecbur edilen) bir özelliktir. İnsanlar (ve erkekler) değerli ve önemli canlılardır. Ataerki dediğimiz enerji bu yüzden insanlarla ve sanılanın aksine EN ÇOK ERKEKLERLE uğraşmaktadır. Unutamadığım geçmişimi seslendirmem burada son buluyor sevgili okurum. Bana bu sayfaya dek, ya da sadece bu sayfada, eşlik ettiğiniz için teşekkürler ederim. Ama son olarak 1998den beri giderek gelişen ve -tamamen hatasız olmasa da- bana bu hikayeyi tüm hatalarımı ortaya dökecek kadar yazma cesareti veren ve artık biraz sevdiğim kişiliğimde, siz okurum nezdinde Cıvan'a birkaç cümle ile teşekkür edeyim. "Cıvan dost, güçlü karakterin ile korkularımdan kaynaklanan saçmalıklarımı çektiğin için medyun-u şükranım. Benim gibi sorunlu kimliklerden çok daha iyisine layıktın, bu yüzden uzun süredir mutluluk içinde yaşadığına eminim. Ama yanıldımsa ve eğer hala hayattaysan, Tanrımın tez vakitte sana kendin gibi birini bağışlamasını niyaz ediyorum. Aşk için hiçbir zaman geç değildir; iş ki kalpler köhnemiş olmasın. Eskisi gibi olmasa da, bir çeşit kardeşçe sevgim hala seninle, adı kadar güzel, androjen ve mert erkek Cıvan. Sen, parlak metropol yaşamı ve kurallarına pek de yakın yaşamayan bir Kürt olarak daha o zamanlardan bir İstanbul beyefendisi… bir anaerkil erkektin."
(İstanbul beyefendisi tanımlaması, yaygın kullanımı nedeniyle seçilmiştir. Beyefendilik, Cıvan'da görülebileceği gibi, Sadece Türkler ve İstanbullular tekelinde değildir. Ancak eski İstanbullular bu kavramı zamanında güzel taşımış kimselerdir.)
|
| Ana Sayfa | Altar Kimdir? | Kitapları | Yazıları | İletişim |
| Dizayn: Altar-Stil Team - İçerik: Altar Baykal | Copyright © 2023 - |