ghg

CIWAN

(Altar Baykal'ın gerçek yaşamından alınmıştır)

16 - 20 SENE SONRAKİ KARŞILAŞMA: "HER AŞK YENİ BİR YARAYSA AŞK KORKUSU BİZİ KORUR!"… mu?       Okumaya başlayın!

Yazı: ALTAR BAYKAL

ÖNCEKİ BÖLÜMLER

1 - Özgürlüğü Kovalarken Vurulanlar: Liseden mezun olduğumda, saraylı bir ailenin tek varisi olarak her şeye sahiptim... özgürlük hariç. Üniversiteye girişte iki yıllık bir bilgisayar programcılığı bölümüne yerleştim; ama dersleri boşladım, gece hayatına daldım, sevgili listem bile beni takip edemez oldu. Atılma tehlikesiyle karşılaşınca, İngiliz edebiyatı tutkusu figürünü sahneye sürdüm ve ailemi ikna ederek yeniden sınava girdim. İstanbul Üniversitesi’nde hem politik bir evren, hem de yıldırım gibi çarpılacağım bir aşk beni beklemekteydi.

2 - Androjen Model ve Kayıt İşlerindeki Yıkım: Üniversitede özgürlükle tanışırken, bir gün merdivenler arasında onu gördüm. Güzelliğiyle beni yıldırım gibi çarpmış olsa da beni fark bile etmedi. Havailikle kayıt yenilemeyi bile unutup , okuldan silinme riski ile karşılaşınca bir polis arkadaşım yardım edeceğini söyledi. Bana yardım edecek üst rütbeli sivil polis ise aşkımdı! Ağır Kürt lehçesi ve kalın ses ile konuştuğunda anladım: O bir erkekti. (Sembolik fotoğraf içerir.)

3 - Algının Çöküşü ve Bedenin Geri Dönüşü: Bir Vajinası Yoktu: Beynim onu kadın olarak dosyaladığı için büyük gerçeği bilincimde bir mezara gömdüm ve onu çaya davet ettim. Sohbet boyunca tüm etkileme taktiklerimi uyguladım ama o mesafeli zarafetini korudu. Solcu olsa da “artist” lakaplı bu androjen figür ile çayımız bitince ayrıldık. Başaramamıştım... Neyi? Kendimden sekiz yaş büyük bir erkeği etkilemeyi!

4 - Cartier Çakmakla 501’li Bir Hayalin Peşinde: Pahalı bir Cartier çakmakla yeni bir görüşmeyi garantilemeye çalıştım. Onu fakülte girişinde yakaladım, heyecanla çakmağı verdim... Tam etkilenmediğini düşünürken, polis evinde bir buluşma teklif etti! Beni davet etmekiçin bizim kata çıkmıştı! Sevinç içinde ardından baktığımda artık o, 501 giymiş, kumral saçları uzamış bir bilmeceydi.

5 - Cinsiyetin Gölgeli Alanındaki Onay ve Bakışlar: Emirgan’daki polis evinde, içki, baharın çiçekleri ve mezeler eşliğinde güzel saatler geçirdik. Gözleri kehribar, cildi bal rengiydi; güzelliğiyle bilincimi meşgul ederken açıldım ve sordum "Seni erkek olarak göremiyorum desem kızar mısın?"

6 - Bir Nüfus Kağıdı ve Heteronormatif Gerçeklerle Yüzleşme: Androjen çekimiyle kurduğum duygusal yakınlık, beklenmedik bir kimlik bilgisiyle sarsıldı. O, düşlediğim gibi androjenliğini yaşama tutkusu ile dolu bir "ilahi güzel" değil, evli-barklı, çoluklu-çocuklu sıradan bir erkekti.

7 - Androjen Aşkın Ataerkil Hiyerarşisi: Doğum belgesini de içeren cüzdanını Teşvikiye caddesinin ortasına fırlattım ama -üstün olma, denetleme, şekillendirme oyunu içinde- kendi kimliğimden kaçıyordum.

8 - Elitler Grubu Aşağılamaları Ve "Bedensel" Gerçekler: Onu arkadaş grubumla tanıştırmakla ve yüzmeye gitmekle nasıl bir hata yaptığımı ilk mayolu sahnede anladım. Sınıf farkımız ve androjenlikle ilgisiz erkek bedeni arasında sıkıştım.

9 - Artan Güzellik... Ve Arzuların Doğuşu: Grup gezmeleri bitmişti, yeni bir süreç başlamıştı. Onun, direktiflerimle giderek daha çarpıcı olması... ve benim, ona karşı arzumun inkar edilemez bir hal alması dönemi!

10 - Taksi Döşemesini Göl Eden Kanım: Hırsla doluyduk. Ne ben uzlaşmaya açıktım, ne o. Bize öğretilen düşmanlık ve öfkeden başka bir şey bilmiyorduk. Sonunda kanım aktı. Kasığımda kalan iz, dans kliplerimde hâlâ görünür.

11 - Baş Komiserler, Sorgular Ve Çok Yakındaki Aşk Yuvası: Yaralanma olayım duyulunca aile içinde kıyamet koptu, okulda da olay oldu. Ama ben sadece bir aşk yuvası bulma peşindeydim… ve bunu başardım da.

12 - Bedenindeki İzler ve Telefonun "Acı, Acı" Çaldığı Gece: Öfke ve kıskançlıkla bedenine bıraktığım izler, bir gece yarısı çalan telefona ve sadece ilişkimin değil, bütün hayatımın yönünü değiştirecek bir felakete neden oldu.

13 - "Ayırdılar Bizi": İlyada 16:5 "Sıcak göz yaşları döküyordu Patroklos, sarp bir kayadan kar suyunu nasıl akıtırsa kaynak".

14 - Ailesel Yaşayan Ölüler ve Ara Kablosunun Sert Darbeleri : Küçük bir valiz hazırlayıp acele ile evden çıktım. Caddede otobüs terminaline gitmek üzere taksi ararken fark ettim: Babam peşimden gelmekteydi.

15 - Altın Varaklı Prensliğimi Yıkmaya Gelen Parkalı Düşman : Arzunun izdihamı vardı etrafımda. Eve kabin çantam para dolu dönüyordum. İlerdeki yıllarda ise apartman temizlik işlerinde çalışacağımı, yemek alabilmek için pencerede eskici bekleyeceğimi ve açlıktan bir kez çöpten yiyeceğimi bilmiyordum.

16 - "Her aşk yeni bir yaraysa aşk korkusu bizi korur!": Neredeyse 20 sene sonra Doğu Beyazıt'a gitmek için otobüsün kalkmasını beklerken bir anons yapıldığını duydum. Onun adıydı söylenen, o garip, benzersiz adı… Demek birkaç adım ötedeydi benden.

17 - Erkekliğin Kadın Yüzü ve Yasaklanmış Ezoterik Gerçekler: Ergenlik acılarım, aşkla kendini tamamlama ve "predatorun"un biz erkeklere gömdürdüğü pozitivitemiz.

18 - Aşk, yasaklanmış yanımızın özgürlükle buluştuğu aynadır: Ve son.





16 - 20 SENE SONRAKİ KARŞILAŞMA: "HER AŞK YENİ BİR YARAYSA AŞK KORKUSU BİZİ KORUR!"

Panik halinde "Yanlış numara" deyip kapattım.

Bir daha aradı… bir daha… Tıpkı eskisi gibi!

Ayda'ya her şeyimi anlatırdım. Eskortluk yaptığımı biliyordu; zaten onunla müşterim olarak tanışmıştık.

(O günlerde yaşadıklarımı DANSÇI adlı kitabımda anlatıyorum.)

Yani Cıvan olayını da bilmekteydi. Gök gürültüsünden korkup sığınacak güvenli kucak arayan küçük oğlan psikolojisinde ellerini tuttum ve "bu Cıvan" dedim. Kedi tarafından köşeye kıstırılmış bir fare kadar korkmaktaydım.

Rengi beyazlaştı, çehresi gerildi, ama ellerime daha sıkı sarıldı ve "Üzülme" dedi; bu kadar güzel ruhlu bir kadındı. Ben ise korkmuş bir serçe gibi: "Herif polis" dedim, "sardı bana… ben mahvoldum!" Ayda ise gülümseyerek "Bir şey olmayacak bir tanem" diye yanıt verdi. "Biraz sakinleş lütfen".
- Sen bilmiyorsun, it oğlu it sivil. Taktı bana, daha inanma sen.

Telefon eskisi gibi sürekli çalıyordu yine.

Korkudan bitik haldeydim. Ama telefon o kadar uzun çaldı ki, korkum yerini delice bir öfkeye bıraktı. Hep böyle değil midir zaten?

O yarı deli hırs içinde telefona yapıştım ve açar açmaz da manyak sesim ile "Ulan g.. oğlanı, sana yanlış numara diyoruz, sağır mısın, si…tirtme ağzını yüzünü" diye kaçık şekilde bağırdım. Hazırdım kavgaya. Mahvedecektim sünepe herifi.

Bir süre sessizlik oldu sonra ahizeden tek bir kelime geldi: "Peki."

Ve telefon kapandı.

Artık titriyordum. Cengaverliğim yerini gerçek duygulara, korkuya bırakmıştı.

Kısa süre sonra yine çaldı telefon... ama artık açamazdım. Gücüm tükenmişti. Tırsak şekilde -telefonun sürekli çalması nedeni yüzünden- yanımıza gelmiş olan üvey anneme baktım. Ayda'dan sonra ona sığınmaktan başka düşüncem yoktu. İnanılmaz güçlü bir kadındı: Bir gece konuklar varken düşen bir mum yüzünden çıkan yangını bir dolu erkek donmuş gibi alevlere bakarken ortaya atılıp, yerdeki halıyı kaptığı gibi harlı ateşin üzerine atarak söndürmüştü. Donup kalan topluluk içinde bir atıcılık şampiyonu da bulunmaktaydı.

Annem eli ile sakin olmamı ve telefonu açacağını işaret etti. Normal bir tonla "Efendim" dedikten sonra karşı tarafı bir süre dinledi, sonra normal bir sesle "Önemli değil, iyi akşamlar" deyip kapattı. Meraktan ölecek gibi "Ne oldu" diye sordum. Annem ise "Özür diledi" dedi. Cıvan beni telefonla aradığında hep o açardı, yani bir çeşit iletişimleri vardı ve bazen gülerek "Ağıltağrr beğyy urda mıdığr acabağ" diye taklidini yapardı. Hiç karşı çıkmamıştı ilişkimize; hep idare etmişti. Ardından "Sadece özür dilemek için aramış" dedi, bana kınayarak baktı ve başka bir şey söylemeden yanımızdan ayrıldı.

Sonraki birkaç hafta korku içinde yaşadım. Ya vazgeçmezse? Ya karşıma çıkarsa? Ya intikam hisleri ile dolarsa?

Ama korkum boştu. O tüm "dangıl-dungul" konuşmasına, tüm "batılı kültür özürlü" olmasına, tüm kadınsı görüntüsüne rağmen benden çok daha beyefendi, çok daha sağlam karakterli ve mert bir erkekti.

Bu olayı de kısa sürede unuttum... ve beni bekleyen maceralar, heyecanlar, ama bir o kadar da kayıp ve acı ile dolu hayatımda ilerlemeye başladım. Aradan -hiç bir şeyin normal ve sıradan olamadığı, mutlak inişler ve çıkışlarla dizayn edilmişe benzeyen- seneler geçti. Takvim sonunda 2001 yılına geldiğimizi söylüyordu artık.

1998 yılında Üstat ile tanışmamla değişmeye başladım. Artık çok daha sakin ve elimden geldiğince pozitif olmaya gayret eden bir gezi gazetecisiydim. Farklı bölgelere gitmekte, yöre hakkında yazılar yazmaktaydım. Bana ait bir kolonum vardı ve bu kez Ağrı, Doğu Beyazıt'a gitmek üzere otobüsteydim.

Birden bir anons yapıldığını duydum. "Van otobüsü yolcusu '…' lütfen peron 12’ye gelin.”

Onun adı ve soyadıydı söylenen, o garip, benzersiz adı…

Bu demekti ki... benden birkaç adım ötemdeydi.

İnsan ölürken hayatı gözlerinin önünden akar derler, benim de tüm yaşadıklarımız bir anda zihnimden aktı gitti. O inanılmaz yüzü… farklı yürüyüşü… hiç gülümsemeden bana aktardığı şefkat ve sevgi dolu bakışları… sessizliği… ve ayrılık günü parkta ağlaması.

Bir özlem filizlendi içimde. O güzel, o kadın çehresi bana bakıyordu yine ciddiyetle.

Ama yerimden kımıldamadım… çünkü korkuyordum. Hayır, artık ondan korkmuyordum. O, yıllar içinde efendiliğini göstermiş, beni hiçbir şekilde rahatsız etmeyeceğini belli etmişti.

Korktuğum ise aşktı.

Aslında aşk da değil, aşk yüzünden yaşadığım kayıplardan, acılardan korkuyordum. Ondan sonra bir kez daha aşık olmuş, evlenmiş ve daha beter acılar çekmiştim ne de olsa.

(O günlerde yaşadıklarımı DANSÇI adlı kitabımda anlatıyorum.)

Ben de kendimi güvenceye aldım ve yerimden kımıldamadan otobüsün kalkmasını beklemeye koyuldum. Bilmediğim ise boşandıktan sonra ödüllü bir yazar olan değerli bir hanımefendiye yeniden aşık olacağım ve bir kez daha acılarla yüzleşeceğimdi.

<< ÖNCEKİ BÖLÜM    |    SONRAKİ BÖLÜM >>

Ana Sayfa    |    Altar Kimdir?    |    Kitapları    |    Yazıları    |    İletişim


Dizayn: Altar-Stil Team - İçerik: Altar Baykal    |    Copyright © 2023 -