ghg

CIWAN

(Altar Baykal'ın gerçek yaşamından alınmıştır)

14 - AİLESEL YAŞAYAN ÖLÜLER VE ARA KABLOSUNUN SERT DARBELERİ       Okumaya başlayın!

Yazı: ALTAR BAYKAL

ÖNCEKİ BÖLÜMLER

1 - Özgürlüğü Kovalarken Vurulanlar: Liseden mezun olduğumda, saraylı bir ailenin tek varisi olarak her şeye sahiptim... özgürlük hariç. Üniversiteye girişte iki yıllık bir bilgisayar programcılığı bölümüne yerleştim; ama dersleri boşladım, gece hayatına daldım, sevgili listem bile beni takip edemez oldu. Atılma tehlikesiyle karşılaşınca, İngiliz edebiyatı tutkusu figürünü sahneye sürdüm ve ailemi ikna ederek yeniden sınava girdim. İstanbul Üniversitesi’nde hem politik bir evren, hem de yıldırım gibi çarpılacağım bir aşk beni beklemekteydi.

2 - Androjen Model ve Kayıt İşlerindeki Yıkım: Üniversitede özgürlükle tanışırken, bir gün merdivenler arasında onu gördüm. Güzelliğiyle beni yıldırım gibi çarpmış olsa da beni fark bile etmedi. Havailikle kayıt yenilemeyi bile unutup , okuldan silinme riski ile karşılaşınca bir polis arkadaşım yardım edeceğini söyledi. Bana yardım edecek üst rütbeli sivil polis ise aşkımdı! Ağır Kürt lehçesi ve kalın ses ile konuştuğunda anladım: O bir erkekti. (Sembolik fotoğraf içerir.)

3 - Algının Çöküşü ve Bedenin Geri Dönüşü: Bir Vajinası Yoktu: Beynim onu kadın olarak dosyaladığı için büyük gerçeği bilincimde bir mezara gömdüm ve onu çaya davet ettim. Sohbet boyunca tüm etkileme taktiklerimi uyguladım ama o mesafeli zarafetini korudu. Solcu olsa da “artist” lakaplı bu androjen figür ile çayımız bitince ayrıldık. Başaramamıştım... Neyi? Kendimden sekiz yaş büyük bir erkeği etkilemeyi!

4 - Cartier Çakmakla 501’li Bir Hayalin Peşinde: Pahalı bir Cartier çakmakla yeni bir görüşmeyi garantilemeye çalıştım. Onu fakülte girişinde yakaladım, heyecanla çakmağı verdim... Tam etkilenmediğini düşünürken, polis evinde bir buluşma teklif etti! Beni davet etmekiçin bizim kata çıkmıştı! Sevinç içinde ardından baktığımda artık o, 501 giymiş, kumral saçları uzamış bir bilmeceydi.

5 - Cinsiyetin Gölgeli Alanındaki Onay ve Bakışlar: Emirgan’daki polis evinde, içki, baharın çiçekleri ve mezeler eşliğinde güzel saatler geçirdik. Gözleri kehribar, cildi bal rengiydi; güzelliğiyle bilincimi meşgul ederken açıldım ve sordum "Seni erkek olarak göremiyorum desem kızar mısın?"

6 - Bir Nüfus Kağıdı ve Heteronormatif Gerçeklerle Yüzleşme: Androjen çekimiyle kurduğum duygusal yakınlık, beklenmedik bir kimlik bilgisiyle sarsıldı. O, düşlediğim gibi androjenliğini yaşama tutkusu ile dolu bir "ilahi güzel" değil, evli-barklı, çoluklu-çocuklu sıradan bir erkekti.

7 - Androjen Aşkın Ataerkil Hiyerarşisi: Doğum belgesini de içeren cüzdanını Teşvikiye caddesinin ortasına fırlattım ama -üstün olma, denetleme, şekillendirme oyunu içinde- kendi kimliğimden kaçıyordum.

8 - Elitler Grubu Aşağılamaları Ve "Bedensel" Gerçekler: Onu arkadaş grubumla tanıştırmakla ve yüzmeye gitmekle nasıl bir hata yaptığımı ilk mayolu sahnede anladım. Sınıf farkımız ve androjenlikle ilgisiz erkek bedeni arasında sıkıştım.

9 - Artan Güzellik... Ve Arzuların Doğuşu: Grup gezmeleri bitmişti, yeni bir süreç başlamıştı. Onun, direktiflerimle giderek daha çarpıcı olması... ve benim, ona karşı arzumun inkar edilemez bir hal alması dönemi!

10 - Taksi Döşemesini Göl Eden Kanım: Hırsla doluyduk. Ne ben uzlaşmaya açıktım, ne o. Bize öğretilen düşmanlık ve öfkeden başka bir şey bilmiyorduk. Sonunda kanım aktı. Kasığımda kalan iz, dans kliplerimde hâlâ görünür.

11 - Baş Komiserler, Sorgular Ve Çok Yakındaki Aşk Yuvası: Yaralanma olayım duyulunca aile içinde kıyamet koptu, okulda da olay oldu. Ama ben sadece bir aşk yuvası bulma peşindeydim… ve bunu başardım da.

12 - Bedenindeki İzler ve Telefonun "Acı, Acı" Çaldığı Gece: Öfke ve kıskançlıkla bedenine bıraktığım izler, bir gece yarısı çalan telefona ve sadece ilişkimin değil, bütün hayatımın yönünü değiştirecek bir felakete neden oldu.

13 - "Ayırdılar Bizi": İlyada 16:5 "Sıcak göz yaşları döküyordu Patroklos, sarp bir kayadan kar suyunu nasıl akıtırsa kaynak".

14 - Ailesel Yaşayan Ölüler ve Ara Kablosunun Sert Darbeleri : Küçük bir valiz hazırlayıp acele ile evden çıktım. Caddede otobüs terminaline gitmek üzere taksi ararken fark ettim: Babam peşimden gelmekteydi.

15 - Altın Varaklı Prensliğimi Yıkmaya Gelen Parkalı Düşman : Arzunun izdihamı vardı etrafımda. Eve kabin çantam para dolu dönüyordum. İlerdeki yıllarda ise apartman temizlik işlerinde çalışacağımı, yemek alabilmek için pencerede eskici bekleyeceğimi ve açlıktan bir kez çöpten yiyeceğimi bilmiyordum.

16 - "Her aşk yeni bir yaraysa aşk korkusu bizi korur!": Neredeyse 20 sene sonra Doğu Beyazıt'a gitmek için otobüsün kalkmasını beklerken bir anons yapıldığını duydum. Onun adıydı söylenen, o garip, benzersiz adı… Demek birkaç adım ötedeydi benden.

17 - Erkekliğin Kadın Yüzü ve Yasaklanmış Ezoterik Gerçekler: Ergenlik acılarım, aşkla kendini tamamlama ve "predatorun"un biz erkeklere gömdürdüğü pozitivitemiz.

18 - Aşk, yasaklanmış yanımızın özgürlükle buluştuğu aynadır: Ve son.





14 - AİLESEL YAŞAYAN ÖLÜLER VE ARA KABLOSUNUN SERT DARBELERİ

Eve varınca bana en gerekli birkaç parça eşyamı bir küçük bavula doldurdum. Salonda oturan anneme ve babama kısaca açıklama yapıp, bir şey demelerine fırsat vermeden ışık hızında sokağa fırladım. Caddede biraz ilerlemiştim ki, babamın sesini duydum.
- Buraya gel!
Elinde Sony SLC5 Betamax videoyu TVye bağlayan yarım cm. kalınlığında, 2 m. uzunluğunda ara kablosu ile peşimden geliyordu.

Teşvikiye caddesinin ortasında "Beni tutamazsın, 18 yaşını geçtim" gibi ahmakça bir laf ettim. Bunu bir arkadaşımdan duymuş, hayatımın en önemli bilgisi olarak gerekince kullanmak üzere bilincimin -üzerinde "kriz anında kullanılacak" yazan- dolabına yerleştirmiştim.

Babam ise yanıt olarak üzerime yürüdü ve ara kablosu ile vurmaya başladı. Çok kötü vuruyordu. Cadde birbirine girdi. Baba vurunca karşılık veremiyorsunuz ki… karşınızdaki adam babanız.

Mecburen eve döndüm. Odama girdim.

O gece bitti… sadece ilişkimiz değil üstelik.

Çok uzun süre babam evdeyken odamdan çıkmadım. Aylarca aynı evde onu hiç görmeden yaşadım.

Evden ayrılma kararım o gece tamamen kesinleşti, küçük kuşkular son buldu. Planımı yaptım. Birkaç ay sonra "İngiliz dili edebiyatı hayranıyım" yalanı ile BÜ'den kaçmam benzeri yeni bir üçkağıt ile ayrıldım da… senelerce dönmedim. (Evden ayrıldıktan sonraki hayatımı Dansçı adlı kitabımda anlatmaktayım.)

Bu gün ise babamı çok iyi anlıyorum. Cıvan'ı "anarşist, tehlikeli, zararlı, düşman" şeklinde görüyorlardı. Üstelik bu adam bir Kürt'tü.

Kürtlerin benim devrimde (1970lerde) nasıl tanındığını bilseniz, hangi düşünceden olursanız olun, utanç duyarsınız. İtiraf etmek isterim: İnsandan aşağı görülürlerdi. Yalan söylemek anlamsızdır. Gelin size eski zamanlarda Kürtler için neler dediklerini hatırlatayım:
- Toprağa çukur kazar, yemeklerini öyle yerler.
- Her gün biri diğerini vurur.
- Kışları bile bir bluz giyer, bellerine kalın kuşak sarar, üşümezler.
Bana inanmayın ama pek çoğunuzun duyduğuna emin olduğum "Alavere, dalavere; hadi Kürt Mehmet yine nöbete" sözü çok şey ifade etmiyor mu?

Bu gün -politika ile ilgili biri olmasam da- insan öldürmenin "özgürlük, hak ve (en komiği de bu) barış arayışı" olarak kullanılmasını onaylamıyorum. Ama bir okültist olarak hep dediğimi diyorum: "Eden bulur." Bazı (örgütlerden yana olan) Kürtleri -bence- bu yanlış yola bizler ittik.

Babam da beni yaygın kültür etkisinde korumaya çalışıyordu. Ama bilmediği şuydu: Baskı -koruma amaçlı olsa da- şiddeti ölçüsünde geri teper, patlak verir. Bende de öyle oldu: Bir sene sonra gece hayatına girecek ve Cıvan ile -emin değilim, ama belki de- yaşayacağım en kötü olasılıklardan daha kötülerini yıllarca yaşayacaktım.

İlerdeki yıllarda babamla ayrılmaz iki arkadaş olduk, birlikte gece hayatına ve pek çok maceraya girdik. Bana sık sık "Seninleyken yeniden gençlik günlerine döndüm, amcanlayım gibi hissediyorum" derdi. Amcamla da gerçekten insanı gülmekten yerlere düşürecek, camiye başlarına kavuk gibi havlu sararak gitmek benzeri olaylar yaşayacak kadar yakınlarmış. Bu hayatta iki can dostum oldu. Onlar da diğer alemde. Gökten bir melek inip "Kimi canlandırayım?" diye sorsa, düşünmeden babamı seçerim.

Bu can-ciğer zamanımızda bir gün konu Cıvan'dan ve güzelliğinden açıldı. Babamın onun tipini merak ettiğini gördüm ve ona "Bir gün bizi görmüştünüz; hani Şişli Terakki Lisesi önünde karşılaştığımızda yanımda olan adam" demiştim. O anda şoke olmuş şekilde "O devetüyü paltolu adam mı?" diye sormuştu. Yanıtım "evet" olunca yüzüne yayılan ifadede ise şaşkınlık kadar… beğeni… rahatlama… hatta gizli bir onay da vardı.

İnsanların ana karakteri/yapısı rafine edilebilecek olsa da (zaten evrim budur) onu temelden değiştirmek imkansızdır. Baskı ile bu becerilse bile artık o insan önceki ile aynı insan değil, hem bir boş kalıp, bir çeşit yaşayan ölüdür; hem de sokulduğu hal yüzünden öfke dolu bir düşmandır. Bu kimliği yok edilmiş "Yaşayan ölüler" belki saldırgan değil gibi dururlar; onları diri-diri mezara gömenler kendilerini başarılı da görebilirler; oysa onlar enfekte olmuş öldürücü virüslerdir ve bilerek veya bilmeyerek, diğerlerine (özellikle yakın çevrelerine) mikrop bulaştırır… onları kendileri gibi yaşayan ölüye çevirirler. Ben bu gün marjinal biri isem (ama bana göre çok da normalsem), yaşayan ölülerden olma tehlikesini atlatmışsam, bunun nedeni ailemden uzak durmamdır. (Ailesine her yakın olan yaşayan ölü değildir tabidir ki. Aile ile mutlu olacak pek çok kişi vardır. Yaşayan ölü, aile ya da başka bir üst otorite tarafından özünden koparılan ruhlardır.)

Ailelerin görevi engellemek değil, çocukların seçtiği yolda -bu yol kendilerine her ne kadar yanlış, hatalı, hatta tehlikeli görünse bile- destek olmak, evlatların yanında durmak, deneyimlerini seçilen -belki de hatalı- yola aktarmak, yani yol gösterici olmaktır.

Tıpkı petlerin birer şirin oyuncak değil, erişkin ve özgürlük hakkına sahip bireyler olmaları gibi, evlatlar da anne ve babaların idealize ettikleri bir kimliği sıfırdan var etmeleri için onlara verilmiş birer insan hamuru değildirler. Çocuklar zaten genelde anne ve babaya benzemezler. Genetik çokluk bir kuşak atlar. Anne ve babanın öğrenmesi gereken ilk anne-babalık dersi, ezbere zorlamalarla prototip modele uygun basmakalıp bir kimlik daha var etmek değil; bir bilinci -bilincin yapısı her nasıl olursa olsun- eğip bükmeden özgün temelinde pozitive/rafine etmektir.

Peki, günümüzün ataerki kültüründe saçtığım inciler(!) uygulanabilecek tutumlar mıdır? Çocuğum olmadığı için bu soruya yanıtım yok. Ama korkarım ki bu noktada oyum bu kez anne-babalardan yana olacak. Yine bilmekteyim ki, şartlar her ne kadar zor olsa da, daima atılabilecek pozitif adımlar vardır.

<< ÖNCEKİ BÖLÜM    |    SONRAKİ BÖLÜM >>

Ana Sayfa    |    Altar Kimdir?    |    Kitapları    |    Yazıları    |    İletişim


Dizayn: Altar-Stil Team - İçerik: Altar Baykal    |    Copyright © 2023 -