ghg

CIWAN

(Altar Baykal'ın gerçek yaşamından alınmıştır)

13 - "AYIRDILAR BİZİ"       Okumaya başlayın!

Yazı: ALTAR BAYKAL

ÖNCEKİ BÖLÜMLER

1 - Özgürlüğü Kovalarken Vurulanlar: Liseden mezun olduğumda, saraylı bir ailenin tek varisi olarak her şeye sahiptim... özgürlük hariç. Üniversiteye girişte iki yıllık bir bilgisayar programcılığı bölümüne yerleştim; ama dersleri boşladım, gece hayatına daldım, sevgili listem bile beni takip edemez oldu. Atılma tehlikesiyle karşılaşınca, İngiliz edebiyatı tutkusu figürünü sahneye sürdüm ve ailemi ikna ederek yeniden sınava girdim. İstanbul Üniversitesi’nde hem politik bir evren, hem de yıldırım gibi çarpılacağım bir aşk beni beklemekteydi.

2 - Androjen Model ve Kayıt İşlerindeki Yıkım: Üniversitede özgürlükle tanışırken, bir gün merdivenler arasında onu gördüm. Güzelliğiyle beni yıldırım gibi çarpmış olsa da beni fark bile etmedi. Havailikle kayıt yenilemeyi bile unutup , okuldan silinme riski ile karşılaşınca bir polis arkadaşım yardım edeceğini söyledi. Bana yardım edecek üst rütbeli sivil polis ise aşkımdı! Ağır Kürt lehçesi ve kalın ses ile konuştuğunda anladım: O bir erkekti. (Sembolik fotoğraf içerir.)

3 - Algının Çöküşü ve Bedenin Geri Dönüşü: Bir Vajinası Yoktu: Beynim onu kadın olarak dosyaladığı için büyük gerçeği bilincimde bir mezara gömdüm ve onu çaya davet ettim. Sohbet boyunca tüm etkileme taktiklerimi uyguladım ama o mesafeli zarafetini korudu. Solcu olsa da “artist” lakaplı bu androjen figür ile çayımız bitince ayrıldık. Başaramamıştım... Neyi? Kendimden sekiz yaş büyük bir erkeği etkilemeyi!

4 - Cartier Çakmakla 501’li Bir Hayalin Peşinde: Pahalı bir Cartier çakmakla yeni bir görüşmeyi garantilemeye çalıştım. Onu fakülte girişinde yakaladım, heyecanla çakmağı verdim... Tam etkilenmediğini düşünürken, polis evinde bir buluşma teklif etti! Beni davet etmekiçin bizim kata çıkmıştı! Sevinç içinde ardından baktığımda artık o, 501 giymiş, kumral saçları uzamış bir bilmeceydi.

5 - Cinsiyetin Gölgeli Alanındaki Onay ve Bakışlar: Emirgan’daki polis evinde, içki, baharın çiçekleri ve mezeler eşliğinde güzel saatler geçirdik. Gözleri kehribar, cildi bal rengiydi; güzelliğiyle bilincimi meşgul ederken açıldım ve sordum "Seni erkek olarak göremiyorum desem kızar mısın?"

6 - Bir Nüfus Kağıdı ve Heteronormatif Gerçeklerle Yüzleşme: Androjen çekimiyle kurduğum duygusal yakınlık, beklenmedik bir kimlik bilgisiyle sarsıldı. O, düşlediğim gibi androjenliğini yaşama tutkusu ile dolu bir "ilahi güzel" değil, evli-barklı, çoluklu-çocuklu sıradan bir erkekti.

7 - Androjen Aşkın Ataerkil Hiyerarşisi: Doğum belgesini de içeren cüzdanını Teşvikiye caddesinin ortasına fırlattım ama -üstün olma, denetleme, şekillendirme oyunu içinde- kendi kimliğimden kaçıyordum.

8 - Elitler Grubu Aşağılamaları Ve "Bedensel" Gerçekler: Onu arkadaş grubumla tanıştırmakla ve yüzmeye gitmekle nasıl bir hata yaptığımı ilk mayolu sahnede anladım. Sınıf farkımız ve androjenlikle ilgisiz erkek bedeni arasında sıkıştım.

9 - Artan Güzellik... Ve Arzuların Doğuşu: Grup gezmeleri bitmişti, yeni bir süreç başlamıştı. Onun, direktiflerimle giderek daha çarpıcı olması... ve benim, ona karşı arzumun inkar edilemez bir hal alması dönemi!

10 - Taksi Döşemesini Göl Eden Kanım: Hırsla doluyduk. Ne ben uzlaşmaya açıktım, ne o. Bize öğretilen düşmanlık ve öfkeden başka bir şey bilmiyorduk. Sonunda kanım aktı. Kasığımda kalan iz, dans kliplerimde hâlâ görünür.

11 - Baş Komiserler, Sorgular Ve Çok Yakındaki Aşk Yuvası: Yaralanma olayım duyulunca aile içinde kıyamet koptu, okulda da olay oldu. Ama ben sadece bir aşk yuvası bulma peşindeydim… ve bunu başardım da.

12 - Bedenindeki İzler ve Telefonun "Acı, Acı" Çaldığı Gece: Öfke ve kıskançlıkla bedenine bıraktığım izler, bir gece yarısı çalan telefona ve sadece ilişkimin değil, bütün hayatımın yönünü değiştirecek bir felakete neden oldu.

13 - "Ayırdılar Bizi": İlyada 16:5 "Sıcak göz yaşları döküyordu Patroklos, sarp bir kayadan kar suyunu nasıl akıtırsa kaynak".

14 - Ailesel Yaşayan Ölüler ve Ara Kablosunun Sert Darbeleri : Küçük bir valiz hazırlayıp acele ile evden çıktım. Caddede otobüs terminaline gitmek üzere taksi ararken fark ettim: Babam peşimden gelmekteydi.

15 - Altın Varaklı Prensliğimi Yıkmaya Gelen Parkalı Düşman : Arzunun izdihamı vardı etrafımda. Eve kabin çantam para dolu dönüyordum. İlerdeki yıllarda ise apartman temizlik işlerinde çalışacağımı, yemek alabilmek için pencerede eskici bekleyeceğimi ve açlıktan bir kez çöpten yiyeceğimi bilmiyordum.

16 - "Her aşk yeni bir yaraysa aşk korkusu bizi korur!": Neredeyse 20 sene sonra Doğu Beyazıt'a gitmek için otobüsün kalkmasını beklerken bir anons yapıldığını duydum. Onun adıydı söylenen, o garip, benzersiz adı… Demek birkaç adım ötedeydi benden.

17 - Erkekliğin Kadın Yüzü ve Yasaklanmış Ezoterik Gerçekler: Ergenlik acılarım, aşkla kendini tamamlama ve "predatorun"un biz erkeklere gömdürdüğü pozitivitemiz.

18 - Aşk, yasaklanmış yanımızın özgürlükle buluştuğu aynadır: Ve son.





13 - "AYIRDILAR BİZİ"

Son gün Teşvikiye parkında buluştuk. Konuşamadık. "Kelimeler boğazımda düğümlendi" sözünü çok duymuşumdur… o gün bunun gerçekliğini yaşadım. Konuşamıyordum. Sanki boğazıma biri yumruk atmış, soluk borumdaki kıkırdaklar zedelenmiş gibi…

Hiç unutmam, üzerinde beyaz, omuzları kocaman vatkalı bir anorak vardı. Onu ben -evimizin olduğu caddede, apartmanın tam karşısındaki- "Sevinç-Hümeyra" butikten almış, armağan etmiştim. Kadın anorağı idi… Ama ince bedenine uymuştu. Boynunda ise kontrast renkte (siyah) atkı vardı. Bu siyah-beyaz "çarpışmasını" kumral saçları ve teni yumuşatıyor ve şıklaştırıyordu. Bir moda mankeni gibiydi. Kelimenin tam anlamı ile "yakıyordu". Banklardan birine oturmuştu. Çehresinden yeis aksa da eskisinden güzeldi. Yüzü keder ile çökünce muhteşem hatları, yani kusursuz kemik yapısı, daha da belirgin olmuştu.

Uzun süren bir sessizlikten sonra sadece şunu dedi: "Ayırdılar bizi."

O iki kelime bana hayatımın en muhteşem armağanı gibi geldi. Onun gibi duygularını saklayarak yaşayan birinin bu sözü etmesi… bu ölçüde kederli olması… O hüzün ve gam yüklü ortam birden Cennet bahçesine döndü… içim sevinç doldu.

Çılgınca aşk yaşayanlar belki beni anlarlar: İlk kez emin olmanın mutluluğuydu bu. Sevmişti beni! Kıskançlığım boşunaydı! Girdiğim işi (ilişkiyi) üstlenmem, ataerkil tabulara aldırmadan beni seven ve aşık olduğum birini saygı ile taşımam, bağlılığımıza özenmem, emek vermem gerekti. Ona, kendime ve ilişkimize bu kadar zaman boşu boşuna verdiğim ıstıraplar yüzünden utandım.

Konuşmadığımı görünce beni daha da şaşırtan bir laf eti: "Düğn geceğ" dedi, "sağğhile iğndim… Bırrr yındağn yörüyoruğmm, bırr yandağn dağğ Ağllltağr… Ağllltağr düyoruğumm…"

Hayatında belki de ilk kez, iç dünyasını böylesine cesurca ortaya koyuyordu… tam ayrılık gününde…

Neden daha önce değil? Neden?

Onun sevgisine güvensem bu kadar zalim olmazdım… eminim. Korku ve acıydı beni ahmakça işler yapmaya yönelten. Kaybetme korkusu, sevilmediğine inanma acısı…

Ona dikkatle baktım. Ve üzülerek söylediği bu sözlere rağmen yüzünde hala fazla mimik olmdığını gördüm. Olumsuz duygular yine şahlandı: Poz atıyordu. Havaya girmiş, boş laf üretiyor.

Ama birden o duygusuz ama mükemmel çehrenin gözyaşları ile ıslandığını fark ettim!

Ağlıyordu.

Homeros'un İlyada'sında Ahilleus (Aşil) vardır, bilirsiniz. Tanrıça'nın oğludur. Tıpkı tanrıçanın diğer oğlu Büyük İskender gibi biseksüeldir. Patroklos adlı savaşçı ile yıllara dayanan bir ilişkisi de vardır. Birlikte savaşırlar ve sevişirler Troia önlerinde. Akhilleus ilişkinin çarpıcı ve zıpır yanıdır. Patroklos ise sağduyulu ve güçlü yanı. Ama duygusal olan da Patroklos'tur.

Sonunda Akha'lar yenilmeye başlarlar. Anaerkil Troia Kahramanı Hektor büyük başarı elde etmektedir. O anda Patroklos ağlamaya başlar ve acısı şu beyitle dile getirilir.

İlyada 16:5 "Sıcak göz yaşları döküyordu Patroklos, sarp bir kayadan kar suyunu nasıl akıtırsa kaynak".

Cıvan'ın gözyaşları bu mısraın canlanışıydı.

Ama Hektor bu kez ölmeyecekti. Ataterki kazanacaktı. (Troia yenilecekti, istilacılar Anadolu'ya gireceklerdi.) Bitmişti. İkimiz de biliyorduk bunu.

Daha fazla dayanamadım. Hem onun, hem kendi hayatıma verdiğim hasarı, onarma vaktiydi. Onu, bu aşkı, yitiremezdim.

Birden, aniden "Ben de geliyorum seninle" dedim. Ve sordum: "Kaçtaydı otobüsün?"

Şaşkınlıkla bana baktı. Yeniden sordum:
- 9'daydı dimi?
- 9 da… ama.
- Geleceğim.

Ve eski Türk Filmlerinde arkalarını dönüp paytak adımlarla koşan kadın starlar gibi geri döndüm, ama erkekçe koşmaya başladım.

Eve, eşyalarımı toplamaya gidiyordum.

<< ÖNCEKİ BÖLÜM    |    SONRAKİ BÖLÜM >>

Ana Sayfa    |    Altar Kimdir?    |    Kitapları    |    Yazıları    |    İletişim


Dizayn: Altar-Stil Team - İçerik: Altar Baykal    |    Copyright © 2023 -