|
CIWAN
12 - BEDENİNDEKİ İZLER VE TELEFONUN "ACI, ACI" ÇALDIĞI GECE
Okumaya başlayın!
Yazı: ALTAR BAYKAL
ÖNCEKİ BÖLÜMLER
1 - Özgürlüğü Kovalarken Vurulanlar:
Liseden mezun olduğumda, saraylı bir ailenin tek varisi olarak her şeye sahiptim... özgürlük hariç. Üniversiteye girişte iki yıllık bir bilgisayar programcılığı bölümüne yerleştim; ama dersleri boşladım, gece hayatına daldım, sevgili listem bile beni takip edemez oldu. Atılma tehlikesiyle karşılaşınca, İngiliz edebiyatı tutkusu figürünü sahneye sürdüm ve ailemi ikna ederek yeniden sınava girdim. İstanbul Üniversitesi’nde hem politik bir evren, hem de yıldırım gibi çarpılacağım bir aşk beni beklemekteydi.
2 - Androjen Model ve Kayıt İşlerindeki Yıkım: Üniversitede özgürlükle tanışırken, bir gün merdivenler arasında onu gördüm. Güzelliğiyle beni yıldırım gibi çarpmış olsa da beni fark bile etmedi. Havailikle kayıt yenilemeyi bile unutup , okuldan silinme riski ile karşılaşınca bir polis arkadaşım yardım edeceğini söyledi. Bana yardım edecek üst rütbeli sivil polis ise aşkımdı! Ağır Kürt lehçesi ve kalın ses ile konuştuğunda anladım: O bir erkekti. (Sembolik fotoğraf içerir.) 3 - Algının Çöküşü ve Bedenin Geri Dönüşü: Bir Vajinası Yoktu: Beynim onu kadın olarak dosyaladığı için büyük gerçeği bilincimde bir mezara gömdüm ve onu çaya davet ettim. Sohbet boyunca tüm etkileme taktiklerimi uyguladım ama o mesafeli zarafetini korudu. Solcu olsa da “artist” lakaplı bu androjen figür ile çayımız bitince ayrıldık. Başaramamıştım... Neyi? Kendimden sekiz yaş büyük bir erkeği etkilemeyi! 4 - Cartier Çakmakla 501’li Bir Hayalin Peşinde: Pahalı bir Cartier çakmakla yeni bir görüşmeyi garantilemeye çalıştım. Onu fakülte girişinde yakaladım, heyecanla çakmağı verdim... Tam etkilenmediğini düşünürken, polis evinde bir buluşma teklif etti! Beni davet etmekiçin bizim kata çıkmıştı! Sevinç içinde ardından baktığımda artık o, 501 giymiş, kumral saçları uzamış bir bilmeceydi. 5 - Cinsiyetin Gölgeli Alanındaki Onay ve Bakışlar: Emirgan’daki polis evinde, içki, baharın çiçekleri ve mezeler eşliğinde güzel saatler geçirdik. Gözleri kehribar, cildi bal rengiydi; güzelliğiyle bilincimi meşgul ederken açıldım ve sordum "Seni erkek olarak göremiyorum desem kızar mısın?" 6 - Bir Nüfus Kağıdı ve Heteronormatif Gerçeklerle Yüzleşme: Androjen çekimiyle kurduğum duygusal yakınlık, beklenmedik bir kimlik bilgisiyle sarsıldı. O, düşlediğim gibi androjenliğini yaşama tutkusu ile dolu bir "ilahi güzel" değil, evli-barklı, çoluklu-çocuklu sıradan bir erkekti. 7 - Androjen Aşkın Ataerkil Hiyerarşisi: Doğum belgesini de içeren cüzdanını Teşvikiye caddesinin ortasına fırlattım ama -üstün olma, denetleme, şekillendirme oyunu içinde- kendi kimliğimden kaçıyordum. 8 - Elitler Grubu Aşağılamaları Ve "Bedensel" Gerçekler: Onu arkadaş grubumla tanıştırmakla ve yüzmeye gitmekle nasıl bir hata yaptığımı ilk mayolu sahnede anladım. Sınıf farkımız ve androjenlikle ilgisiz erkek bedeni arasında sıkıştım. 9 - Artan Güzellik... Ve Arzuların Doğuşu: Grup gezmeleri bitmişti, yeni bir süreç başlamıştı. Onun, direktiflerimle giderek daha çarpıcı olması... ve benim, ona karşı arzumun inkar edilemez bir hal alması dönemi! 10 - Taksi Döşemesini Göl Eden Kanım: Hırsla doluyduk. Ne ben uzlaşmaya açıktım, ne o. Bize öğretilen düşmanlık ve öfkeden başka bir şey bilmiyorduk. Sonunda kanım aktı. Kasığımda kalan iz, dans kliplerimde hâlâ görünür. 11 - Baş Komiserler, Sorgular Ve Çok Yakındaki Aşk Yuvası: Yaralanma olayım duyulunca aile içinde kıyamet koptu, okulda da olay oldu. Ama ben sadece bir aşk yuvası bulma peşindeydim… ve bunu başardım da. 12 - Bedenindeki İzler ve Telefonun "Acı, Acı" Çaldığı Gece: Öfke ve kıskançlıkla bedenine bıraktığım izler, bir gece yarısı çalan telefona ve sadece ilişkimin değil, bütün hayatımın yönünü değiştirecek bir felakete neden oldu. 13 - "Ayırdılar Bizi": İlyada 16:5 "Sıcak göz yaşları döküyordu Patroklos, sarp bir kayadan kar suyunu nasıl akıtırsa kaynak". 14 - Ailesel Yaşayan Ölüler ve Ara Kablosunun Sert Darbeleri : Küçük bir valiz hazırlayıp acele ile evden çıktım. Caddede otobüs terminaline gitmek üzere taksi ararken fark ettim: Babam peşimden gelmekteydi. 15 - Altın Varaklı Prensliğimi Yıkmaya Gelen Parkalı Düşman : Arzunun izdihamı vardı etrafımda. Eve kabin çantam para dolu dönüyordum. İlerdeki yıllarda ise apartman temizlik işlerinde çalışacağımı, yemek alabilmek için pencerede eskici bekleyeceğimi ve açlıktan bir kez çöpten yiyeceğimi bilmiyordum. 16 - "Her aşk yeni bir yaraysa aşk korkusu bizi korur!": Neredeyse 20 sene sonra Doğu Beyazıt'a gitmek için otobüsün kalkmasını beklerken bir anons yapıldığını duydum. Onun adıydı söylenen, o garip, benzersiz adı… Demek birkaç adım ötedeydi benden. 17 - Erkekliğin Kadın Yüzü ve Yasaklanmış Ezoterik Gerçekler: Ergenlik acılarım, aşkla kendini tamamlama ve "predatorun"un biz erkeklere gömdürdüğü pozitivitemiz. 18 - Aşk, yasaklanmış yanımızın özgürlükle buluştuğu aynadır: Ve son.
Yalan söylemeyeceğim, birlikte oluyorduk. Detaya inmek, toplumumuzda fazla onaylanmayan bir konuda laflar etmek veya pornografik içerik oluşturmak istemiyorum. Ama şöyle bir -dolaylı- açıklama yapayım: Eski bir hanım arkadaşım, yaşamında bir kez (ilk ve son kez) bir lez ilişki yaşadığından söz ettiğinde çok şaşırmıştım, çünkü bu yönde hiçbir eğilimi olmayan bir kadındı. Ona söz konusu ilişkisindeki cinsellik bağlamında işleri(!) nasıl hallettiğini sorduğumda şu yanıtı vermişti: "İstenirse bir yol bulunuyor." Bu sözleri duyduğumda yıllar-yıllar önce yaşadığım bu ilişkiyi anımsamış ve ona hak vermiştim. Zaten ilişkimizin temeli sekse dayalı değildi. Evde buluşmaktan çok, iki ergen aşık gibi parklara, ormanlara (Belgrad Ormanına) gidiyorduk. Bu güzel anlara karşın olumsuz duygularımı yenemiyordum. İlerdeki yıllarda satanizme girecek ve zaman içinde bu konuda beni -basına çıkacak kadar- kendi grubumu kurmaya götürecek olumsuz ruhum tam gaz gelişim içindeydi! Yine detaya inmeyeceğim, ama "bedeninde ufak (ne diyeyim? "sorunlar" diyeyim) sorunlar meydana getiriyordum. Çok, çok dayanıklıydı. Ses çıkartmıyordu. Öfkem aslında kendimeydi. Eşcinsellik korkum yoktur. Janus722 sitesinde verdiğim yanıtlarda eskortluk geçmişimde erkeklerle de birlikte olduğumu, ama erkek bedenini hiçbir zaman çekici bulmadığımı defalarca korkmadan yazmışımdır. Erkeklerin bedeni de, ilişki içinde sergiledikleri karakter yapısı da bana inanılmaz sevimsiz gelir. Erkekler kendi zevkim için seçtiğim partnerler olmamışlardır. (İki deneyimin biri çok-çok kötü kavgalarla sona ermiş; bir diğeri çok-çok kısa sürede yürümeyeceği anlaşılınca derin ve uzun yıllar sürecek bir dostluğa dönüşmüştür.) Öfkemin nedeni erkek olması değildi. Kabullenemediğim şey -kadına benzese de- bir erkeğe "kadına olduğu gibi" aşık olmamdı. Benim geniş cinsel ahlak anlayışımda herkesle seks yapılırdı. Ama aşk… aşk farklı bir şeydi. Çok özeldi. Seks doğaldı, tabular gülünçtü… Aşk ise insanın ruhsal yapısı (en derin gerçekliği) ile ilgili bir durumdu. Öfkemin bu kaygılarımdan başka nedeni de vardı: Onu (kadınlar arasındaki giderek artan popülaritesini) kıskanıyordum. İki kız arkadaşım apaçık ona "sarkmışlardı". Biri ile "bir çay içmiş" ve beni öfkeden manyaklaştırmıştı. Yani bir yandan kıskanıyor, bir yandan seviyor, bir yandan da -hiçbir suçu olmasa da- ortamdan nefret ediyordum. Sonunda yüzünde de iz bırakmaya başladım. Bunun nedeninin bu günkü bilincimle "güzelliğini kıskanmak" olarak deşifre ediyorum. Gençlik yıllarında fiziksel görüntü açısından iddialıydım. Onun yanında ise ikinci sınıfa düşmüştüm. Ayrıca o izler bana onun bana ait olduğunu kanıtlıyordu. Bunları karısına açıklamakta zorlandığını da biliyordum. Çektiği sıkıntıları asla dile getirmedi… ama seziyordum. Okulda sorduklarında "Kız arkadaşım tırnak attı" demişti. Bu laf beni bir yandan güldürmüş… bir yandan da germişti. Ama "izler" o kadar arttı ki, sonunda karısı soruşturmaya başladı. Polis arkadaşlarından onun yeni bir -kimsenin onaylamadığı ve kuşku ile baktığı- kankası olduğunu öğrendi. Olayı biraz takip etti… ve kadın içgüdüsü ile durumu kavradı.
Yaşananlar aslında gerçekten komikti. Bir kadın düşkünü sosyetik yaramaz ile bir sosyo-kültürel açıdan mütevazi bir sınıftan "evli-barklı" polis… ve polisin aldatılan karısı! Sonunda okuldan telefonumu öğrendi. Kimse beni sevmediği için bu kolay olmuştu. Eve telefon açıp anneme avaz-avaz bağırdı. Annem kadını yatıştırdı. Ortada yanlış anlaşma olduğuna inandırdı. Olay sakinleşti… sandım. Eskisi gibi fütursuz ve pervasızca "izler"e devam ettim. Ve bir gece yarısı -eski polisiye romanlarda derler ya- "telefon acı-acı çaldı", gerçekten de o telefon hayatıma acı bir darbe olarak indi. Arayan karısıydı. Gece geç saatte telefonu evin erkeğinin açacağını düşünmüştü. Yanılmadı da; telefonu babam açtı… ve hikayenin sürmekte olduğunu, hem de daha şiddetlendiğini tüm detayları ile öğrendi. Babamın karşısında bir zavallı gibi oturuyor, arada kadının telefondan gelen sesini duyuyordum. Söylediği bir sözü ise unutamadım. Demişti ki, "Utanmadan nikahsız yaşıyor diyeceğim bu daha da ayıp bir şey". Şimdi gülerek yazıyorum ama o gece her şey bitti. Sadece ilişkimiz değil, geleceğim, gitmekte olduğu raydan o gece çıktı. Evi terk etmeye, ailemle yaşayamayacağımı anlamaya, o gece karar verdim. Hayatımın en kötü gecesiydi o gece. Babam YARAMAZ BİR BABA VE ESKİ İSTANBUL başlıklı yazımda anlattığım gibi bir playboydu ve ilerdeki yıllarda onunla ayrılmaz kanka olacaktık. Onu hala çok, ama çok severim. Çok, ama çok özlerim. Oysa önceden, ergenliğimde, ondan çok korkardım. Öfkesi ürkünçtü. Ama o gece öfke dolu bir canavara değil, yaşından 20 yaş daha yaşlı ve ilk kez çökmüş ihtiyar bir adama benziyordu. Telefonu kapattıktan sonra bıkkın, kederli ve yorgun bir sesle "Çok kötü şeyler söyledi" dedi… sonra bana baktı, ne bağırdı, ne vurdu… ve sadece şu cümleyi sarf etti. "Sağın solun hiç belli olmayacak mı senin?" Başka bir şey demeden yattı. (Tırnak içindeki cümleler gerçektir.
Bir hafta içinde Cıvan Van'a sürüldü.
|
| Ana Sayfa | Altar Kimdir? | Kitapları | Yazıları | İletişim |
| Dizayn: Altar-Stil Team - İçerik: Altar Baykal | Copyright © 2023 - |