ghg

BANGKOK'ta BİR BATAKHANE


9 - İFFET DONU, FEMİNİZASYON KUŞKUSU, BİR ÇOCUĞUN GİZLİ MÜCADELESİ VE AFFETMEK

Yazı: ALTAR BAYKAL

ENGİN ANLATIYOR

O fotoğrafla net bir "kıyas ve inceleme" imkanı buldum; böylece önceki kuşkularım zirveye erişti. Karşılaştırma yapmanız mümkün olunca gördüklerinizi fark ediyorsunuz! Yoksa alışkanlıklar içinde pek çok gerçek dikkatten kaçabiliyor. İçimde gelişen rahatsızlık beni günden-güne karşılaştırmalar yapmaya başlattı: Bale sınıfımdaki (benden başka yegane erkek olan) arkadaşım Erdem'in de, beden dersinde vücutlarını görme imkanım olan diğer erkek sınıf arkadaşlarımın da vücut yapıları benimkine benzemiyordu. Neredeyse hepsinde bir ölçüde de olsa kıl vardı. Bende ise yoktu. Onların bedenlerinde kas olarak da nitelenebilecek sertlikler ve çıkıntılar bulunuyordu… bende bunlar da yoktu.

Yeniden kitaplara danıştım ve uzun okumalar sonucunda hormon yapımda bir terslik olduğu kuşkusu ile doldum. Ama bu rahatsızlığımı açabileceğim tek bir kişi yoktu hayatımda.

Ben de boyun eğdim. "Benim de yapım böyle" diyerek kabullendim.

Yalnızlıklar temeline kurulu hayatımda cinsellik kitaplarından başka bir dayanak daha bulmuştum. Bu dayanağın kökü ise bedenimdi. Yani kendi kendime benzersiz mutluluklar verebileceğimi öğrenmiştim. Böylece kütüphaneye kapanma sürem arttı.

Ta ki halam beni yakalayana dek.

Hayatımın hiçbir döneminde onun bu kadar öfkelenebileceğini tahmin etmemiştim. Genelde soğuk mizaçlı biriydi, duygularını hiç göstermezdi. Bu kez de olağan "erkekler kötülüktür" söylevini veriyor olsa da sesi rahatsız edici şekilde tizleşmiş, neredeyse bağırma tınısına erişmişti. Tepki veremeyecek kadar korkmuştum. Öylece kaldım ve olacakları bekledim. Yine cinsel organıma vuracağını sanıyordum. Yıllar içinde var ettiğim korunma pozuna geçtim.

Ama korktuğum olmadı; cezam, bundan böyle farklı iç çamaşırları giymek zorunda olmamla sınırlı kaldı. Bu çamaşırlar ise cinsel organımı tarif edilemeyecek kadar sıkan, ayrıca erkek değil, kız çocuklar için üretilmiş, süssüz, renksiz, naylon kilotlardı. Onları bana "iffet donu" olarak tanıttı. Bunlar sayesinde ahlaksızlığımın önüne geçecek, edepli ve hayalı olacaktım.

İkinci bir ceza olarak kütüphanenin kapısı da kilitlendi. Artık her iki zevkime de erişim engellenmişti.

Ancak okumaktan vaz geçmedim ve okulda öğle tatillerinde boş-boş avluda dolaşacağıma, okulun kütüphanesine gitmeye başladım. Bu kütüphane doğal olarak evdekinden çok daha genişti.

Ve okumalarım sırasında Çinli kadınların ayaklarının küçük olsun diye çocukluktan başlayarak bağlandığı bilgisine eriştim. Bu durum beni tiksindirdi. Büyümeyi engellemek için gelişmek isteyen bedeni kısıtlamak… Feci bir şeydi bu. O zamandan başlayan doğa sevgim yüzünden isyan benzeri duygularla dolmuştum. Uygulama, doğaya karşı gelmek demekti. Ulaştığım bu bilgi beynimde kötü şekilde yer etti. Fark etmeden bu olayı sürekli düşünmeye başladım ve giderek korkmaya da koyuldum; çünkü benzer bir uygulamanın yeni kilotlarla bana da yöneltildiği hakkında içime berbat bir kuşku düşmüştü. Bedenimdeki rahatsızlık hissi zaten bana ters giden bir şeyler olduğunu haykırıp duruyordu. Bu yüzden rutin şeklinde okula her vardığımda kilodu çıkartmayı ve okul çıkışı yeniden giymeyi adet edindim. Halam sayesinde çok disiplinli olduğum için belirlediğim bu rutine şaşmadan sadık kalıyordum. Hem bu süreçte çok daha kısa süreli olsa da, keşfettiğim zevkimi yaşayabiliyordum. Geceleri çıkartmam ise imkansızdı; çünkü halamla aynı odada yatardım ve yeni kilotlardan sonra yorganımı açıp kontrol etmeyi adet haline getirmişti.

Okuduklarım ve yaşadığım rahatsızlıkların verdiği kuşkular diğer oğlanlardan farklılık nedenlerimi daha başka bir aspektten, kötü bir şüphe ve endişe penceresinden incelememe neden oldu. Halam tarafından 'iffet' amacıyla bedenime bazı engellemelerin yapıldığı aklımdan çıkmıyordu.

Bu sefer hormonlar ve ergenlikteki gelişimi hakkında okumaya başladım… sonunda "ergenlikte cinsiyet disforisi"ne geldim.

Okudukça korkum yoğun bir paniğe dönüştü… semptomlar benim bedenimi anlatmaktaydı. Aklıma takılan düşünce, sıkı kontrol altında bana yutturduğu -kutularını hiç görmediğim- vitaminlerin içeriğinin ne olduğuydu. Eğer şüphelerimde yanılmıyorsam halam bana östrojen vererek, bedenimi sistematik şekilde feminize ediyordu.

Günahına asla girmek istemem, bu konuda elime hiçbir zaman kesin kanıt geçmedi. Yapımın doğal mı, sonradan uygulanan bir değişim neticesinde mi olduğunu öğrenemedim. Ergenlikte erkeğe ostrojen verilmesi semptomlarından olan düşük cinsel arzu ve ince ses gibi özellikler bende yoktu. Cinsel arzum az değildi, sesim doğal şekilde kalınlaşmaktaydı.

Ancak diğer yandan bedenimde garip şekilde kıl yoktu, adaleli yapıda değildim. Boyum kısa sayılırdı; omuzlarım da dar, kalçam diğer erkeklere göre biraz geniş gibiydi.

Endişemde haklıysam onu suçlayamıyorum. Eğer görüntümdeki "olağandan farklılık" diyeyim, bana bilerek östrojen vermesinden kaynaklanmışsa, amacının bana kötülük etmek değil, beni tehlike olarak gördüğü erkeklikten korumak olduğunu anlayabiliyorum. O aslında beni kendince zararlı kimlikten kurtarmayı görev edinmişti. Hem kim bilir neler yaşamış da böyle bir fikre gelmişti. Belki ben bile onun yüzleştiklerini, her ne ise, yaşasam, erkeklere bu denli düşman olurdum. Söz konusu ürkütücü tutumu -eğer gerçekse- sanırım bana yönelik yaptığı en büyük fedakarlık, hatta sevgi gösterisiydi. Hem belki de -ihtimal ki- beni sevmiyor da değildi; sadece sevgisini ifade etmeyi bilmiyordu. Doğru sandığını yapmaya o kadar bağlıydı ki, duygusallığı gölgede kalmıştı.

Tüm bunlara ek olarak bence sevme yetersizliğini çok iyi biliyor, bunun için üzülüyor, ama bilincinde olduğu eksiğini onarmak için beni geliştirmek adına bir dolu fedakarlık yapıyordu. Fedakarlıkları arasında, kendisine hala şükranla anmama neden olan şeyler ise bana sanat, dans, edebiyat ve kitaplar zevkini aşılamasıdır. Beni kendince kurtarmak için yaptığı hatalar varsa, onu affediyorum.

Sözüm, ailesinden yeterince sevgi görmediğine, ya da -benim yüzleştiğimden kuşkulandığım eylem kadar geniş çaplı olmasa da- kendine uygulanan terbiye ve/veya eğitimin hatalı olduğuna inananlaradır. İnsanların yanlış davranışlarının arkasında çoğu zaman kendi korkuları ve bilgisizlikleri hatta yanlış bilgileri vardır. Pek, ama pek az insan bilerek kötülük yapmak adına eylemlerde bulunur. Bu sayı ise ebeveynler bazında sıfıra yakındır.

Affetmek ise anlamaktan doğar.

Affetmek, sürekli öfke ve kırgınlıkla gereksiz yere enerji tüketmeye son verir. Birini affettiğimizde, geçmişteki olayın artık bizi kontrol etmesine, yani olumsuz olarak bize yanlış kararlar aldıracak biçimde yönetmesine izin vermemiş oluruz. Bu da zihnin kadar bedende (örneğin faşyalarda) bir rahatlama yaratır ve anılan rahatlama daima sağlık olarak geri döner.

Bu yüzden affetmek, aslında bir rahatlama, bir özgürleşme yoludur.

Affeden bilinç, artık gelecekte onu bekleyen onlarca olumlu deneyime kendini kapatmamakta, hatta bu yüzden onları bir anlamda davet etmektedir.


Ana Sayfa    |    Altar Kimdir?    |    Kitapları    |    Yazıları    |    İletişim


Dizayn: Altar-Stil Team - İçerik: Altar Baykal    |    Copyright © 2023 -