|
BANGKOK'ta BİR BATAKHANE
7 - YASAK DUYGULARIN VORTEKSİ: BIRAK, NE OLACAKSA OLSUN
Yazı: ALTAR BAYKAL BEYZA ANLATIYOR Bu garip şekilde kadına benzer erkek dansçının ruhumda var ettiği alelacayip, biraz yasak, ama epey gerçek duygu karmaşasını diğer seyircilerin paylaşıp paylaşmadığını anlamak için salona baktım ve çok ilginç bir durumu fark ettim. Kadınlar adama -bencileyin- kafayı yemiş gibi bakmaktaydılar… Dikkatimi Şevvale çevirdim, "erkek düşmanı" denemese de "kolay-kolay erkek sevmez" hatun bile pür dikkat dansı izliyordu. Erkekler ise… Erkekler "öylesine" bakıyorlardı. Hiç, ama hiç etkilenmemişlerdi. Mobil telefon ile çekim yapan sadece bir kişiydi, o da biraz "bedava ne olsa kaçırmam" tipiydi. Erkeklerdeki ilgisizlik adamı kıskandıkları için yaptıkları bir "karşı atak" değildi. Ne bu adam, ne de dansı onların ilgisini çekmemişti; bu gerçek, yüzlerdeki can sıkıntısına benzer ifade, yarısı boş un çuvalı oturuş ve bazısının cep telefonları ile oynamasından anlaşılıyordu. Sonunda dansçı yeniden sahnenin ortasına geldi, ağırlaşan müziğe uygun olarak tek ayağını dizinden kırarak kaldırdı; ellerini Hintlilerin namaste selamına aldı. Müzik sustu… O da bu pozisyonda durdu. Dans bitmişti. Ama alkış yoktu! Erkekler dansın bittiğinin farkında değildiler! Kadınların ise sanırım erkekleri alkışlamayınca alkışlamaya yürekleri yetmemişti. Bir anda bu haksızlığa sinir içinde kaldım ve var gücümle alkışlamaya başladım. Hem bu hıyartolara bir ders vermek istiyordum… hem de kendimi gerçekten tutamıyordum. Benim ilk el çırpmalarım sonrasında Şevval de alkışlamaya başladı. Bizden cesaret alan birkaç kadın ve alakasızlıklarının nasıl bir davarlık olduğunu kavrayan erkekler "şık şık şık" diye birkaç kez el çırptılar. Delikanlı ise gülümsemesini hiç bozmadan selam verdi ve içeri girdi. Gitmişti. O farklı dünya sona ermişti!
Şevval'in dürtmesi ile gündelik ve tatsız hayata geri döndüm.
Ama ben, birden, sanki ne dediğimin bilincine varmadan, söyleyen kendim değilmiş gibi konuşuverdim. Bunu diyen kendi ağzım mıydı?!
Ve ağzım konuşmaya devam etti: "Biraz daha duracağım."
Daha fazla vızıldanmasına fırsat vermemek için kararlılıkla yerimden kalktım, acele ile "Ben kaçtım" dedim ve arkadaşımı geride bırakıp, salonun bir köşesinde –her ota maydanoz- şef garsonun yanına gidip elimden geldiğince kendine güvenen bir ses tonu ile "Az önce sahnedeki kişi ile konuşmak istiyorum" dedim, "mümkün müdür?"
Şef garsonun cevabı ise kısa ve netti. Aman tanrım! Bu dangalak, seks yapmak istediğimi sanmış ve açıklama yapmıştı. Sinirim tepeme çıkmadı ise duyduğum lafın manasını kavramam yüzündendi. Benim "güzel dünyaların prensi"m kadınlara kaldıramıyordu! Adam nonoştu! Bu "kör-kör gözüm parmağına" gerçeği nasıl anlamamıştım ben, büyük tecrübeli gazeteci? Nasıl bir efsuna kapılıp düşler kurmuştum! Al sana kibar erkek, gülümseyen erkek, yumuşak karakterli erkek… Bu muhteşem erkek bir labunya. İçimi tuhaf bir hüzün kapladı. Bir kopuş… bir kayıp… ve "Daha 'farklı' erkek, daha güzel dünyadır" masalımın gerçekliğe çarpışı! "Venüsyen zarafet erkekte de olur, bu tipler dünyayı yaşanır kılacak" destanının 'mutlu son' olmayan sonu. Ama vaz geçmeyecektim. Çıkmıştım bir yola. İlk sorunda geri dönen avcunu yalayandır.
Kendimi topladım ve şef garson parçasına ufaktan küstahça cevap verdim. Birden Sevval'in elini kolumda hissettim. Yanıma gelmiş, beni caydırmaya, hatta engellemeye çalışıyordu. Haklıydı. Yaptığım aptalcaydı. Onunla otele dönmem gerekirdi. Ama bu bilinmezliklerle, çizgi dışılıklarla dolu ortamda doyumsuz bir şey vardı beni çeken. Bağlarından kurtulmuş duygular içinde ilerlediğim beni yutmaya değil, içine almaya hazır bir vorteks… Dibinde ölüm de olabilirdi, orgazm da. Daha da düşünmeden bu ucuz ortamda, hiç tanımadığım, neredeyse çırılçıplak popo sallayan bir topun çekiminden çıkmamaya karar verdim. Witches of Eastwick adlı eski bir kült filmde bedenlenmiş bir ifritin, bir kadını baştan çıkartmak için söylediği şu sözler beynimin içinde yankılıyordu. "Bırak" diyordu o ses bana, "Bırak, her ne olacaksa olsun." Kolumu arkadaşımın elinden sertçe kurtardım ve ona bir daha bakmadan şef garsona cevap verdim: "OK. Let’s bounce."
Nereye varacağımı bilemediğim yolculuk başlıyordu.
|
| Ana Sayfa | Altar Kimdir? | Kitapları | Yazıları | İletişim |
| Dizayn: Altar-Stil Team - İçerik: Altar Baykal | Copyright © 2023 - |