|
BANGKOK'ta BİR BATAKHANE
31 - GENELEVİN 8 NO.LU ODASININ KAPISINDA KADINLIK, ARZU VE CESARETİN ÇATIŞMASI
(18+ İçerik)
Yazı: ALTAR BAYKAL FEYZA ANLATIYOR Şef garsonun rehberliğinde kulübün arka tarafına geçtik. Koridor boyunca sıralanmış oda kapıları ile tipik "otel katı" denilebilecek bir yere gelmiştik. Odalara girip-çıkan travestiler ve giyimli erkeklere bakıp anlamak kolaydı: Burası kulübün genelev kısmıydı. Adam koridoru işaret etti ve "8 numaralı oda" diye konuştu ardından biraz da sert bir sesle "Ödemeyi alayım" dedi. Sanki kaçıcaz... Salak! Tepeden bakmaya çalışarak çalışarak 100 dolarını verdim. O ise parayı ilgisizce cebine koydu ve benimle daha fazla ilgilenmeye gerek duymadan uzaklaştı. Artık yalnızdım. Baş belası mantığım hemen soğuk sesle: "Hala dönebilirsin geriye" diye konuştu ve içimdeki isteksizlik duygusunu daha da kanırttı. İlerdeki odada beni ne beklediğini bilmeden nasıl gelmiştim buraya? Neden Şevval'e "Sen de gel" dememiştim ki? Gece yarısı, Bangkok'ta bir gece kulübümsü genelevde yalnız bir kadın… Çıldırmış olmalıydım. Organ mafyasının eline düşecektim muhakkak ki! Bu mantık denen şey nasıl bir allahın derdiydi be! Defol dedim hemen.... benliğimi devreye alıverdim. O her zaman bana "kendimi" hatırlatırdı: Bir kadın olarak mesleğimde yükselmek için verdiğim savaşı, bağımsız olabilmek adına korkularımla başa çıkmamı, risk almadan büyük ödüle giden yolun açılmadığını öğrenmemi… Kendimi topladım, dikleşip saçlarımı şöyle bir salladım, kararlı adımlarla kapı önüne geldim; kapıyı vurarak içeri girdim. 8 numaralı oda neredeyse eşyasızdı… sadece tek kişilik, siyah araç döşemesi kumaşı ile kaplanmış bir divan, yanında zevksiz bir komodin, üzerinde kayganlaştırıcılar, masaj kremleri… Yatağın tam karşısındaki duvarda bir boy aynası, diğer duvarda askılık ve bir iskemle. Hepsi bu kadar. Bu oda amacını insanın yüzüne haykırıyordu. Bir insan nasıl böyle bir yerde heyecana kapılabilir, ya da burada seks yapmak için para ödeyebilir, hatta bu seksten zevk alabilirdi? Divan üzerinde bir battaniye bile yoktu. Delikanlı ise divana oturmuş halde kucağındaki notebook'a bakmakta, ya bir şey okumakta, ya da bir şey izlemekteydi. Hala gösteride üzerinde kalmış son parça olan string kilot ileydi. Onun yerine bir genç kız gibi ben utandım.
Beni fark edince yüzüne sahnedeki hoş tebessümü yayıldı. Notebook'u dikkatlice kapattı, komodinin rafına koydu ve ayağa kalkarak yanıma geldi, genizden boğuk bir sesle konuştu. Boyu sadece benim kadardı. Topuklularımı giymiş olsam ondan uzun olacaktım. Yani sahnede durduğundan daha minyondu. Birden, dünyanın en olağan şeyini yapar gibi kollarını belime doladı ve itmeme fırsat bırakmadan beni iki yanağımdan öptü; ardından sağ elimi iki eli arasına aldı ve bu kez elimi öptü. Bu kadına benzer çıplak çocuğun el öpüşü, bizim ülkede tanıdığım nice kalburüstü denilen adamdan şık ve becerikliydi. Ben ise sakar şekilde "Aw… thanks.." diyebilirdim. Kendimi yüzyılın enayi acemisi gibi hissediyordum… ki, aslında tam da öyleydim: Hayatımda ilk kez bir erkek orospu görmüş, ona para ödemiş ve bir yamuk odada onunla baş başa kalmıştım. O ise son derece rahattı… ama bu rahatlık, alıştığı ve bildiği için artık pek de iplemediği şeyleri yapan bir adamın biraz aldırmaz hali gibiydi. Olağan şekilde elleri arasındaki elimden çekerek beni divana oturttu. Bu bir misafirperverlik gösterisine benzemiyordu. Önüme geçip diz çöktüğünde daha da dangoz durmamak için tepki vermedim, belki uzak doğuya ait secde tipi bir selamlama yapacaktı. Ama o ayaklarıma uzandı ve ayakkabılarımı çıkartmaya başladı. Bu davranıştan da işkillendim, ama doğu kültüründe odaya ayakkabı ile girilmediğini hatırlayıp ona yine yol verdim. Bu adam da bir çeşit elemandı ne de olsa. Belki de bu tutum ile "konuğa saygı" gösteriyordu. Birden şeytan aklıma ayakkabımın sabahtan beri ayağımda olduğunu getirdi. Daha önce hiçbir erkeğin karşısında düşünmediğim bir şey, yani ayaklarımın terli, daha kötüsü kokuyor olup olmadığını düşüncesi kafama çöküverdi. Bu nazik bebeği tiksindirme korkusundan donuma dolduracak gibiydim. O ise hiçbir şekilde rahatsız değildi, yüzündeki dost gülümseme ile arada bana bakarak iki pabucumu da çıkarttıktan sonra onları düzgün şekilde yan tarafa yerleştirdi. Pek tertipliydi doğrusu. Sonra ayaklarımı bıraktı, küçük ellerini dizlerime koydu ve yumuşacık şekilde iki eli ile iki dizimi pantalonun üzerinden okşamaya başladı. Tüy gibiydi dokunuşları. Bir yandan da sakince -ama hayranlık dolu tebessümle- yüzüme bakıyordu. Sanki dünyanın bilmem kaçıncı harikasıydım. Ama bu profesyonel bakış sinirimi bozdu. Bir erkek -ne kadar kız gibi olsa a- beni kündeye getirmezdi böyle palavralarla. Salaklığı hemen üzerimden atıp gözlerimi gözlerine diktim… ama o anda bakışlarındaki "Rahatla, bunun için para verdin, endişeye gerek yok, eğlenmeye çalış" enerjisini apaçık gördüm. Beynim bana "O bir dost" dedi. Aman ne olmuştu sanki dizime iki sıvaz çektiyse?
Oysa iş iki sıvaz ile kalmadı. Küçük ve güzel elleri yine kibarca pantalonumun üst düğmesine erişti!
|
| Ana Sayfa | Altar Kimdir? | Kitapları | Yazıları | İletişim |
| Dizayn: Altar-Stil Team - İçerik: Altar Baykal | Copyright © 2023 - |