|
BANGKOK'ta BİR BATAKHANE
25 - ERKEKLERİN HOYRATLIĞI VE KÜLTÜRLE ÖRÜLMÜŞ SERTLİĞİ İLE BİR DELİĞE İNDİRGENİŞİM
(18+ İçerik)
Yazı: ALTAR BAYKAL ENGİN ANLATIYOR Kendimi bu sonuca hazırlamıştım. Konsluk yaptığım Siam'daki müşterilerime duymayı başardığım saygı ve anlayışı bir kez daha beynimde aktive etmiştim. Onlara dostça ve yapıcı duygularla yaklaşırsam, içimde kabarması olası nefretin önüne geçebilirdim. Müşterileri ihtiyaç içinde, beni beğenip seçen, bunun için belki de zorlanarak ücret ödeyen kişiler olarak görmeyi kendime belletmiştim. Ancak beyinsel planlama bütünü ile başarısızlığa uğradı. Bana hiç uyarıcı gelmeyen bedene sahip cins ile ilk karşılaşmam, sekste ilk deneyimim, hayata pozitif bakmayı kendine öğretmeye çalışan ve bunda ciddi başarılar gösteren benim için bile çok kötü geçti. Cinselliği hep kutsal ve tanrısal bir şey olarak düşünürdüm. Cinsel açıdan "kendimle olduğum" zamanlarda düşümdeki kadın bir melekti… yani melek gibi bir kızdı. Onunla dalgalar ve dalgalanmalar içinde, inişler ve çıkışlara bürülü biçimde, ikimizi de evrenden koparıp götüren hazlardı yaşadığım. Diğer erkekler gibi haşin, dominant ve sahip olmayı hedefleyen bir yanım fantezilerimde bile bulunmamaktaydı. Bu farklı erkeklik anlayışım belki -hiçbir zaman emin olmasam da, önceden anlattığım gibi- halamın bana verdiğinden kuşkulandığım östrojen preparatları olabilir miydi? Yoksa karakterim mi böyleydi? Bu seçeneklerden hangisi gerçek olsa da, seks benim için iki kişinin cinsiyet özelliklerinden sıyrılarak, benzer iki canlı olarak, benzersiz bir dans ile tekleşmeleriydi. Bu dansta ne farklı roller, beden dilleri veya hareketler olabilirdi, ne de yanlış atılan adımlar… Bu an'a özel koreografide her şey mubah, doğal ve olağandı. İlk erkek müşterimle yaşadığım ise (o bir batılıydı, ama milliyetini söylemeyeceğim) ziyafetti... mönüdeki tek unsurun ben olduğum bir ziyafet. Dokunmanın, okşamanın reddedildiği, zevkin tek taraflı arandığı, bu zevki veren kişinin varlığının, yani onun duygu sahibi bir canlı olduğunun, akla bile getirilmediği ve bu yaklaşımın doğal görüldüğü bir süreç. Tüm "saygı duymam, mutlu etmem gerek" kararlılığımı sıfırlayan ve beni bile öfkelendiren bir acımasızlık… ya da en azından aşırı düşüncesizlik. Açık olacağım için af diliyorum: Zevk veren bir bedene bile değil, bir deliğe indirgenmem. Ruhu geçelim, bedenimde de başka ilgilenilecek hiçbir yer olmadığına inanılan bir tarz. Tek, ama tek bir amaç vardı müşterimde: O deliğe çabucak erişip rahatlamak. Yaşadığım olay -ki, içimden kabus demek geliyor- rahatsızlık ve düş kırıklığından öte bir şeydi ama işin içinde bir de tahammül edilmesi gerçekten güç bir acı vardı. Dayanamayacağımı düşündüğüm bir acı. İnsanlar (bu yapılandan zevk alan, hatta bunu arayan erkek eşcinsellerden söz ediyorum) bu eylemi nasıl özlerlerdi? Bu şey nasıl zevke dönüşebilirdi? Yalan söylemeyeceğim, gereksiz ahlakçılık yapmayacağım. Hayır, hiç utanmadım. Psikolojik olarak hiç sarsılmadım. Ruhumun ezildiğini hiç düşünmedim. Bir yerde okuduğum üzere "erkekliğimin pespaye edildiğini" zerrece düşünmedim. Erkek olan bendim ve benim ne olduğuma, erkekliğimin nasıl olacağına ya da ne zaman pespaye duruma düşeceğine boş laflar karar vermezdi. Önceden söz ettiğim gibi halamın yanından ayrıldıktan sonra Celal ile yaşadığım süreçte bana ezberletilenden çok farklı, çök daha özgür bir cinsel ahlakım olduğunu adım adım anlamış; Tayland maceramda bana daha büyük acılar veren ataerkil doğruları çoktan aşmıştım. Bu yüzden "namus" veya "erkeklik onurum" gibi şeyler kafamda katre yer etmiyordu. (Bu kafa yapım nedeni ile gelecekte de kendimi ne eşcinsel, ne transseksüel, ne de zayıf bir erkek olarak görecektim.) Dayanılmaz olan müşterinin beni hiçe sayan halinden de öte, çektiğim fizyolojik acı ile ilgiliydi. "Sonunda alıştım, zaman içinde istemeye bile başladım" diyemeyeceğim. Acı hiç bitmedi. Yaşadıklarımı hayatımın hiçbir döneminde sevemedim. Müşterilerimin ezici çoğunluğu batılılardı ve hiç biri -bu kadar iddialıyım- hiç biri bana farklı yaklaşmadı. Gelenler arasında Türkler de bulunmaktaydı. Yerleşik olarak Türk nüfusu kısıtlı olsa da, turist sayısı fazlaydı. Ancak üzülerek söylemem gerekir ki Türkler batılı dediğim Avrupalı ve Slav erkekler kadar haşindiler, hatta korkutucuydular demeyeyim, "pek nazik değillerdi" diyeyim. Sanıyorum ki müşterilerimin ezici çoğunluğunun kafasında fahişelerin aşağılık bir sınıf olduğu ve bu nedenle bizlerle istenilenin yapılabileceği, istenildiği kadar kaba ve hoyrat davranılabileceği, bunun normal olduğu düşüncesi yer etmişti. Üstelik eğer fahişe erkekse beyinlerinde "Bu bizden" düşüncesi var olduğu için, fahişe olsa da "bir kadın"a gösterilen anlayış ve kendini frenleme eğilimi sıfırlanıyordu. Beni sadece hor görmekle kalmıyorlardı, benden bir ölçüde nefret bile ediyorlardı. Beni "insan yerine koymak" pek çoğuna göre ayıp bir şeydi, en azından "onlara yakışacak bir şey" değildi. Batılı erkeklerin sertliklerini kültürden çok kalıtıma bağlıyorum. Bir kitapta "Karakter, genetik eğilimlerin üzerine çevrenin (eğitimin ve değerlerin) kattığı şekildir" diye okumuştum; ama bence bu düşüncenin atladığı nokta, eğitim ve değerlerin (kültürün) de bireylerin karakteri tarafından meydana getirildiğidir. İnsanların doğuştan sahip olduğu eğilimler (mizacın bazı yönleri, saldırganlık/uyum kapasitesi, empati düzeyi vb.) toplumların genel davranış kalıplarını (kültürünü) etkiler. Yani kültür, bireylerin genetik eğilimlerinden bağımsız değildir. Zaten sosyo-biyoloji ve evrimsel psikoloji, davranışlar ve genetik arasındaki ilişkiyi kabul etmektedir. Özetle kültür aslında kalıtımın bir uzantısıdır.
Batıda sömürgecilik vardır. Bireysellik baskındır. Herkes öznedir. Rekabet yüceltilmektedir. Bu kültürü de batılı genleri var etmiştir. Osmanlıya acımasız diyen batılılar, 1500lerde binlerce kadını canlı iken meydanlarda cayır cayır yakmışlar, insanları din adına iğrenç işkencelerle öldürmüşler, 1700lerde kafa kesmeyi serileştirmek için aletler icat etmişler, 1940larda milyonlarca insanı engizisyon işkencelerini masum bırakacak ezalara tabi tutmuşlar, 1960larda afrikada bir ülkenin yerli halkını topraklarından edip, köylerini yakıp onlara tarihe geçecek "toplu cezalandırmalar" uygulmamışlardır.
|
| Ana Sayfa | Altar Kimdir? | Kitapları | Yazıları | İletişim |
| Dizayn: Altar-Stil Team - İçerik: Altar Baykal | Copyright © 2023 - |