ghg

BANGKOK'ta BİR BATAKHANE


21 - MÜZİĞE TESLİM OLMAK: BEDENİN DALGALANMASIYLA ÖZGÜRLEŞMENİN HİKÂYESİ

Yazı: ALTAR BAYKAL

ENGİN ANLATIYOR

Yaşam -belki de gerçekleri ile uzlaştığım için- giderek iyileşmeye koyuldu ve bence bana bir fikir ve fikrimi uygulayacak cesaret verdi. Söz ettiğim fikir, biri beni masasına çağırana dek barda boş-boş oturacağıma tek başıma dans etmekti.

Mekanda çalan müzikler disko ya da batılı popüler müzikler değil, Tayland melodileriydi. Kulağım kısa sürede bu müziğe alışmış, hatta sevmeye başlamıştı. Bu müzik, bizim kanuna benzeyen ama ksilofon tokmakları ile çalınan bir alet, "pi" adlı bir çeşit flüt, gong ve davullar ile yapılan dalgalı, akışkan yapıdaydı. Biraz Hint müziğini andırıyordu.

Dans etme kararı alır almaz kuytu bir köşeye çekilip bedenimi müziğe teslim ettim. Vücudum bu özgürleşmenin verdiği rahatlıkla tını ve tonu hemen benimsedi. Çok dikkat çekmeden minik figürler ile küçücük danslar yapmaya koyuldum. İlerleyen dakikalarda fark ettim: Artık dans ederken diskodaki gibi birileri ile savaşır gibi dans etmiyordum. Kendimi müziğe bırakıyor, onunla kayıyor, hatta "akıyordum". Ufak figürler yaptığım için yorulmuyordum da.

Çok kısa sürede -bir köşede, kendi kendime denilecek şekilde masum dansçıklar etmekte olsam da- beni çağıranların sayısı arttı. Dans edecek zamanım da böylece azaldı… ama gelirim fazlalaştı. Birkaç gün içinde diskonun ortamını da, müziğini de arama açlığım sona erdi. Sonuçta hem bir şekilde dans edebiliyordum; hem de farklı bir denge içindeydim: Daha sakin… daha hoşnutluk dolu… Bunun adı yavaş-yavaş kendini bulmak olabilir miydi? Yoksa farklı bir gerçeklikle tanışmaya koyulmak mı?

Önceden söylediğim gibi, diğer oğlanlara sık sık içki ısmarlamam popülerliğimin düşmanlık ortamına dönüşmesin engelledi. Onlara içki bana olduğu gibi bedava değildi. İçki sevsem de fazla içmemeye özen gösterdiğim için onlarla içkimi kolayca paylaşabiliyordum. Bu patronun da hoşuna gidiyordu tabidir ki.

Ancak bir gün, içkiyi biraz fazla kaçırdığım bir gün, çok sık çalındığı için iyice yakınlık kurduğum bir parça olan "Bird Thongchai – Sabai Sabai" çalmaya başladığında farklı bir şeyler oldu. Bence içki ile dans birbirine kavuştu; böylece farklı bir evrenin kapıları açıldı, yasak enerjiler beynime yayılmaya ve an-be-an çağlamaya giriştiler.

Neşeli melodi bedenimi kapladı, hareketlerime beni okşayarak yön vermeye koyuldu. Bu bir büyüye kapılmaktı. Kol ve kalça figürlerimin çapı genişledi. Bedenim kıvrılmaya başladı. Gözlerimin önünde biraz deniz dalgaları, biraz da resimlerde gördüğüm elektromanyetik dalgalar vardı. Son zamanlardaki yeni icat ettiğim minik çaplı dalgalı dansımın figürleri artık daha güçlüydü. Kesintisiz olarak salınıyor, bükülüp doğruluyor, iniyor, çıkıyordum.

Bir çeşit bale yapıyordum sanki… ama bu dans bale değildi de… Bu figürleri bale sınıfında yapsam hemen uyarı alırdım.

Bu bir dalga dansıydı.

Müzik bittiğinde kendime geldim. Kendime geldim diyorum, çünkü dans ederken nerede olduğumu tamamen unutmuştum. Ter içindeydim. Mekanın ortasına ilerlemiştim fark etmeden.

Ve birden o salonda ilk kez yaşanan bir olay vuku buldu: Müşteriler beni alkışlamaya başladılar! Diskolarda yarattığım etki bir kez daha meydana gelmişti.

Hayır; söz konusu etkinin nedeni büyük yetenek olmam değildi. Yarattığım etkinin nedeni kendimi tamamen bırakmam ve çok mutlu olmamdı. Stresini sıfırlayan beyin diğer insanlara daima çekici geliyordu. Diğerlerine antipatik görünenler, aslında kuşkuları, korkuları ve acıları yüzünden endişe dolu olan, bu yüzden herkesi fark etmeden itenlerdi. Sahne başarısının ilk sırrına böylece ermiştim.

O gece mesaim bitmiş, tam oteleime döneceğim zaman Kasemin beni odasında beklediğini söylediler.

Kötü haber!

Patron genelde birini azarlayacağı zaman odasına çağırırdı. O anda yaptığımın bilincine vardım: Dans ettiğim için hata yapmıştım. Yapmamam gereken bir şeyi yapmıştım. En azından yapmam söylenmeyen bir şeyi yapmıştım. Bir usulü bozmuştum. İzin almamıştım. Bu ortamda "sormadan bir şeyi yapmak adlı" en hoş görülmeyen davranışı sergilemiştim. Üstelik bu davranışım bir çeşit "aşırılıktı". Bu pavyon, turistlerin gelmediği, "kendi halinde ve sakin" (cosy) olarak kalması istenen bir yerdi. Benim tutumum ise taşkınlık içeriyordu.

Kasemin odasına girer girmez yüzünde her zamankinden değişik, garip bir ifade olduğunu fark ettim. Merak diyebilirim bu ifadeye. Ya da daha doğrusu "kuşkulu bir merak". Sanki dikkatle beni inceler gibiydi. Suçlu çocuklar gibi masasının önündeki koltuğun ucuna iliştim.

Birden konuştu.
- Güzel dans ediyorsun.
Hiç beklemediğim bir başlangıç. Sanırım önce övecek, son darbeyi ardından indirecekti.

Kovarsa beni ne yapardım? Buraya alışmıştım. Çekingenlikle "Teşekkür ederim" diye yanıt verdim ve ilgilenmeyeceğini bilsem de kendimi tutamayıp ekledim: "Klasik bale eğitimi aldım." O ise sabırsız bir jestle bu ayrıntının önemli olmadığını ifade edip bombayı patlattı:
- Sahneye çıkmak ister misin?

Yanlış mı duymuştum?

Muhakkak ki... Sormam gerekti.
- Anlayamadım?
- Bir şova çıkmak ister misin? Burada değil başka bir yerde?

Tanrım!

Ölümsüz olmak ister miyim? Uçmak ister miyim? Ömrümün sonuna dek dertsiz yaşamak ister miyim?

Kalbimin atışları o kadar arttı ki, hem onun duyacağından, hem de konuşamayacağımdan korktum. Ama yüzüm heyecandan acayip bir maskeye dönüştüğünü hissedebiliyordum. Hiç istemesem de korkak fare sesi gibi çıkan bir sesle sadece "isterim" diyebildim. Bir şey söylemedi, eline telefonunu alarak -saat sabaha karşı dörde geldiği halde- bir yere telefon etti, tayca bir şeyler söyledi. Telefonu kapatınca bir kağıda Latin harfleri ile bir isimle adres yazıp kağıdı biraz para ile elime tutuşturdu ve konuştu.
- Yarın öğlen taksi ile bu adrese git, daha önce değil, öğlen ya da daha sonra. Şoföre bu kağıdı ver.
Ve konuşmanın sona erdiğini göstermek için başını masasının üzerinde duran laptop ekranına eğdi. Artık yapabileceğim tek şey teşekkür edip odadan çıkmaktı.

O gece de Celal'i kaybetmemin ardındaki geceler gibi yine uyuyamadım. Ama bu kez yeis değil, ümit ve heyecan içindeydim. Gün ağırırken biraz dalmışım. Uyandığımda kahvaltı edemedim. Saatin 12 olmasını sabırsızlıkla beklerken hayaller kuruyordum. Nasıl bir kulüptü acaba bana verilen adresteki yer? Öğle olduğunda hazırlanıp otelden fırladım. Bir taksi bulup adresi verdim. Ancak verilen adresteki kulübün önünde taksiden indiğimde neonda yazan "Sexy Freak Show" yazısına baktım… ve dehşetle doldum.

Nasıl bir yerdi burası? (Bkz. Feyza 3 - Bangkok'ta Freak Show adlı bölüm.) Bana sakallı kadınların, kopacak kadar zayıf erkeklerin, cücelerin gösteri yaptığı yer mi uygun bulunmuştu?


Ana Sayfa    |    Altar Kimdir?    |    Kitapları    |    Yazıları    |    İletişim


Dizayn: Altar-Stil Team - İçerik: Altar Baykal    |    Copyright © 2023 -