ghg

BANGKOK'ta BİR BATAKHANE


20 - ERKEKLİK KALIPLARININ KURŞUN ASKERLERİ: İKTİDAR, İHTİRAS VE KAÇINILMAZ ÖPÜŞ

Yazı: ALTAR BAYKAL

ENGİN ANLATIYOR

Müşteriler genel olarak orta tabakaya ait küçük otel sahipleri, pansiyon işletmecileri, hediyelik eşya satıcıları benzeri esnaflardı. Çoğunlukla evliydiler!

Bu gruptaki Taylandlı erkekler çok naziktiler. Çoğu beni ulaşılmaz biri olarak görüyor, hatta bazıları önümde özgüvensiz, pısırık, ürkek hallere giriyorlardı.

Batılı müşteriler ise çokluk expatlardı, yani Tayland’da iş için ya da emeklilik hayatı için yaşayanlar… Ama batılılar arasında kaçaklar, macera veya ucuz mekan arayan, ya da gerçek Bangokok'u öğrenmek isteyen turistler de bulunuyordu. Söz konusu gruptaki erkekler saygısız ve küstahtılar… üstelik kimisi sertti. Sanki kulübe eğlenmeye değil, beni veya birilerini ezmeye gelmişlerdi.

Onları anlıyordum. Erkeklik diye bebeklikten başlayarak beyinlerine perkitilen bir kalıbın içine girmediklerinde, giremediklerinde, ya da girmedikleri düşünüldüğünde bir hiç oldukları onlara ezberletilmişti. Erkeklik dedikleri şey ise öne geçmek, dediğini yaptırmak, hakimiyet kurmak benzeri özelliklerle sınırlıydı. Şefkatli, duygusal, neşeli, şen ve hatta uyumlu olmaları tamamen yasaktı.

Bu tavırları görmezden geliyor, onları baştan çıkarmaya çalışan kons gibi değil, dostça ve sakince davranıyordum. Sözlerini istekle dinliyordum. Anlatmaya cesaretlendirmek için sorular bulup soruyordum. Böylece ortamın cinsellik katsayısı düşüyor, arkadaşlık düzeyi tavan yapıyor, ama içki içme sayıları arttığı için patrondan tepki görmüyordu.

Müşterilere anlayıştan öte, biraz saygım da vardı. Beni beğeniyorlar, dertlerini açıyorlar ve bana para kazandırıyorlardı ne de olsa. Beni üzen söz ve davranışları büyük çoğunlukla kendilerine ait değildi; çünkü kurşun askerler gibiydiler. Yani kurşun ve asker olsalar da, sonuçta bir çocuğun, ya da bir üst otoritenin elindeki oyuncaktılar. Kötü tutumlar onlara değil, sahipleri olan çocuğa aitti.

Diğer konslarla da aram iyiydi. Hepsinin hedeflerinin para kazanmak olduğunu anlamıştım. Oysa benimki dans etmekti. Onlarla para konusunda takışmadığım ve "veren hesap" olduğum için (sık sık onlara içki yolladığım için) beni ve müşteriler arasındaki popülerliğimi kabullenmişlerdi.

Önceden söz ettiğim ve bir süreliğine olsa da orada yüzleştiğim tutum yüzünden kulübü terk ettiğim karanlık köşedeki kanepe tek sorundu. Oraya "taht" deniyordu ve tahtta içkiler -nedeni kolayca anlaşılacağı gibi- pahalıydı. Tahttan kaçış yoktu. İrademi kullanarak eninde sonunda orada olmak zorunda kalacağımı kabul ettiğim için hazırlıklıydım. Artık kendime acımıyor, kaderime yanmıyordum. Para durumumu düzeltir düzetmez boş günümde bir diskoya gidecek olmak da beni cesaretlendiriyordu.

Sonunda bir müşteri beni tahta çağırdı. Önünde küçük bir sehpa olan divanımsı kanepeye oturur oturmaz müşterilere uyguladığım "Ben dostum, bana istediğini anlatabilirsin, dinlerim" taktiğimin bu kez işe yaramayacağını anladım.

Tahtta tek bir amaç vardı.

Bu amacı ve onu var eden arzuyu durdurmak olanaksızdı.

Müşteri girişimine klasik şekilde başladı: El tut, bacak okşa, kolu omuza at… ve öp… Süreç kısa sürede bu sona ulaştı.

İlk kez öpülüyordum. İlk kez bir insanla cinsel ortamda yakınlaşıyordum. Celal ile yaşadıklarımız tutkudan uzak, karşılıklı arkadaşça rahatlatma ortamıydı. Bu kez ise işin temeli ihtirasa dayalıydı. Celal ile aramdaki dostluk ve kankalık duyguları artık sıfırlanmıştı. Bu kişi, yani müşteri, belki bilincine varmasa da, kötü niyetli olmasa da, benden bir şeyleri almaya çalışır gibiydi. Kendi arzuları kesinlikle ön plandaydı. Amacı Celal ve benim aramdaki ilişkide olduğu gibi paylaşma, eşitlik veya karşılıklı zevk değildi.

Yine de dürüstlükle itiraf etmek istiyorum: Hayır; yaşadığım deneyim her şeye rağmen o kadar kötü de değildi.

Sevgili Celal'den bir yıl içinde takıntıların insanın mutluluğuna ne ölçüde engel olduklarını, doğru diye öğretilen pek çok şeyin aslında sadece hatalı değil, zararlı bile olabileceğini öğrenmiştim. Belki bana ders vermemişti, benimki gibi (yalnızlığımı hissetmemek için gömüldüğüm kitaplar yüzünden elde ettiğim) entelektüel kapasitesi yoktu, ama onu izlemek bir okulda eğitim almakla birdi. Bu yüzden, hiçbir şekilde yakınlık duyamayacağım bu müşterinin dudakları dudaklarıma dokunduğunda kendimi sadece sakin bıraktım. Bana danışılmadan, test etmeme imkan verilmeden "pek yüce ve ulvi" paketinde belletilen kavramlara geçit vermedim. Seçim şansım olsa burada olmak istemezdim. Ama şifreyi çözmüştüm: Büyük arzuların bedeli büyüktü ve bedel daima istemediğin, yapamayacağını düşündüğün şeyleri yapmak… aslında korkuyu yenmekti. Korkunun kaynağı ise -işin en kötü yanı buydu- reel tehlikler değil, soyut kavramlarla, kurallar, daha doğrusu bunlara inanıp, bunlarla yaşamaktı.

Beni öpen adamın düşman olmadığını düşündüm. Çaresizdi ve yoğun bir ihtiyaç içindeydi, bu yüzden rahatsızlık çekmekteydi, buraya gelip beni öpebilmek için paraca fedakarlıklar yapmıştı, en azından benim kadar tedirgin ve stres içindeydi. Hayır; canımı yakmaya, bana zarar vermeye kararlı bir canavar değildi.

Sonra başta Rikkat hala ve kültür tarafından belletilen doğruların bana çektirdikleri acıyı hatırladım. Bana enjekte edilen mecburiyetler sonrasında sokulduğum kalıp nedeni ile yıllarca yalnız yaşamamı, belki de, emin olamasam da, beden yapımın zorla değiştirildiğini de… Bu adamcağız ise sadece dudaklarını dudaklarıma dayamıştı. Verdiği hiçbir reel hasar, yaşattığı reel kayıp yoktu.

Bunların da ötesinde, bir erkeğin, ya da kadının öpmesinin aslında bir farkı olamazdı. Oral sekste ve daha özel durumlarda cinsiyet farkı ile yüzleşmek kaçınılmazdı. Ama öpüşmekte dudak, dil ve diş yapısı benzer olduğu için, kilitler kırılırsa ortam hoşlaşabilirdi bile.

Öpüş uzadıkça az da olsa zevk almaya bile başladım. Bedenim -kendimi bırakabildiğim için- olağan uyarılara giderek doğal tepkiler vermeye koyuldu.

O anda şu düşünce kafamda çaktı: Boş, asılsız, mesnetsiz korkumu yenmiş, kaçınılmaz olandaki hoşluklara odaklanabilmiştim.

Bu değişimin ise tek bir anlamı vardı: Hayat sınıfımı geçmiştim.


Ana Sayfa    |    Altar Kimdir?    |    Kitapları    |    Yazıları    |    İletişim


Dizayn: Altar-Stil Team - İçerik: Altar Baykal    |    Copyright © 2023 -