ghg

BANGKOK'ta BİR BATAKHANE


18 - GECE HAYATININ RİSKLERİ VE BEKLENMEDİK FELAKET

Yazı: ALTAR BAYKAL

ENGİN ANLATIYOR

İlk gün barda oturmamın ardından, on dakikada davet geldi. Uzak doğulu olmamam ve de feminen tipim -büyük olasılıkla Kasem'in önceden tahmin ettiği gibi- ilgi çekmişti. Masada sadece oturuyor ve gülümsüyordum. Bu beni masalarında davet edenlere nedense yetiyor gibiydi. Sanırım beni fark etmeden ulaşılmaz, kendilerinin erişemeyeceği bir yere koymuşlardı.

Dördüncü gün ise işler değişti.

Beni çağıran müşteri bu kez barın en uç ve karanlık yerinde, masa başında iskemle değil, bir çeşit döşeğin olduğu bölümdeydi. Tamamen kuytu bir bölümdü burası; oturanların ne yaptığı görmek mümkün değildi.

Masaya tedirginlikle gittim ve kuşkularımın boş olmadığını gördüm; çünkü adam yanına oturmamın kısa süre sonrasında -tıpkı Celal'in Nok'a yaptığı gibi- elini dizime koyup bacağımı okşamaya başladı. Gülerek elini ittim. Bu kez elini bacak arama attı. Gülümsememi bozmadan "No, please" diye konuştum. O ise sözümü duymamış gibi bir anda kolunu boynuma kısaç gibi geçirerek başımı kendine çekti ve beni öpmeye yeltendi.

Refleksif olarak kendimi kurtardım. Ciddiyetle mırıldandım.
- I said no.
Adam ise tayca yanıt verdi.
- Pai hai phon.
Söylediğinin manasını anlamasam da elinin işaretinden ne demek istediğini kavrayıp yanından kalktım ve yeniden bara geçtim. Gerilmiştim. Ellerimde hafif bir titreme bile oluşmuştu.

Kısa sürede Kasem'in adamın yanına gittiğini ve hararetli şekilde konuştuklarını fark ettim. Konuşmak kelimesi aslında doğru olmadı: Müşteri açıkça Kasem'i azarlıyordu. Kasem ise her zamanki davranışlarına uygun olmayan biçimde özür diler ve onu yatıştırmayı ister gibiydi. Tedirgindim. Konuşma konusunun ben olduğum apaçıktı. Onlardan yana bakmamaya çalışsam da sonunda Kasem yanıma geldi ve kesin bir el hareketi ile peşinden gitmemi işaret etti.

Odasında ne kadar sert olabileceğini anladım. Önceki babacan halinden eser kalmamıştı. Bağırmıyordu… tıslıyordu. Sözlerinin ana fikri ise müşterilere böyle davranamayacağımdı.

Tartışmadım. Hatta cevap vermedim. Susmasını bekledim. Sözlerini bitirip masasının başına geçince bana bakmaya koyulunca özür dilememi beklediğini anladım. Bense sadece "Laa-kon" diyerek odadan çıktım.

Başka ne yapabilirdim ki? Onun konumundaki biri ile tartışılmazdı tabidir ki. Ayrıca Kasem haklıydı. Siam Nights'ın nasıl bir yer olduğu belliydi. Diğer mekanlar gibi olmasa da, gölgede kalmaya özen gösterilse de, sonuçta bir sanat evi veya arkadaşlık kulübü değildi. Baştan beri olabilecekleri kabullenmem gerekirdi. Kendimi suçlasam da içimdeki öfkeyi silemiyordum. Bir yanım müşteriye hırs doluydu. Ama onun haklı olduğunu görebiliyordum. Yine de öfkemi yenemiyordum.

Ertesi sabah olanları Celal'e anlattım. Arkadaşım ise bana destek vereceğine, anlayış göstereceğine kahkahalarla güldü. Benimle "Rikkat halanın yetiştirmesi" diyerek alay etti. Ona göre bağnazdım. Korkaktım. Yaşamaya isteksizdim. Oysa risk almadan güzel yaşanamazdı. Bağımsız olmanın (bunun anlamı Rikkat hala ile yaşamamaktı) bedeli biraz yüksekti… ama mümkündü.

Benimse emin olduğum şey erkeklerden hoşlanmadığımdı. Masalara oturarak elimi olabildiğince açmıştım… bundan ötesine imkanım yoktu.

Sonraki gece otel odasında yine yalnızdım. Ne yapacağımı bilmez halde balkona benzer daracık çıkıntıda yere oturup hareketli sokağa bakarak bira içtim. O anda, burayı, bu hareketi, bu yasaksızlığı, bu sıra dışılığı -tüm kalitesizliğine rağmen- sevdiğimi fark ettim. Bu birkaç ayda ölmeden, neşe içinde yeniden doğmuştum. Bu demekti ki yurda dönünce Rikkat hala ile anlaşmama ve yaşamama artık imkan yoktu.

Oysa vize süresi bitmek üzereydi.

Celal'e bu konuyu açmaya ve bana gece hayatında bir iş (garsonluğa, hatta komiliğe bile razıydım) bulması için gerekirse yalvarmaya karar verdim. Elbet bir evi paylaşabileceğim birkaç üniversiteli de bulurdum.

Peki ya iş bulamazsa? Böyle bir imkanı yoksa?

Öncekinden de sıkıntılı bir gece geçirdim. Siam Nights'a alışmıştım. Arıyordum ortamı! Sözlerini anlamasam da çalan müziği… Dahası, dikkat çekmeyi… erkeklerce de olsa beğenilmeyi… birilerinin beni -cinsel açıdan olsa da- önemsemesini… yalnız olmamayı.

Otel odası gözüme öncekine oranla misli ile boğucu geldi.

Çaresizlik, çıkış yolu bulamama, ümit bile edememe içinde geçirdiğim o gece beni yine, ama evvelkilere oranla daha da büyük bir değişimin beklediğini bilmiyordum. Söz konusu değişimle başlayan yaşam ise çabuk sona ermeyecek, yıllara yayılacaktı.

Değişim sözcüğünü kullandım, ama değişimi var eden aslında bir felaketti. Çok acı bir olay. Beklenmedik bir yıkım.

Süreç, Celal'in o gece otele gelmemesi ile başladı.


Ana Sayfa    |    Altar Kimdir?    |    Kitapları    |    Yazıları    |    İletişim


Dizayn: Altar-Stil Team - İçerik: Altar Baykal    |    Copyright © 2023 -