ghg

BANGKOK'ta BİR BATAKHANE


16 - KAYBOLAN DOSTLUK VE UCUZ PAVYONLAR: BANGKOK’UN ARKA SOKAKLARINDA YALNIZLIK

Yazı: ALTAR BAYKAL

ENGİN ANLATIYOR

Yeni otelimizin bulunduğu semt ise gerçek Bangkok’tu: Dar sokaklar, motosikletlerin gürültüsü, köşe başlarında satılan Pad Thai ve mangolu tatlılar, kalabalık. Lüks otelin sessiz lobisinden sonra buradaki ortam daha gürültülü ama daha canlıydı. Artık Bangkok’un gerçek yüzünü görüyordum.

Diskolara gitme şansım ise artık kalmamıştı. Bangkok'a vardığımızda Celal diskoları değil, gece kulüplerini sevdiği için gitmemiştik. Bu kez ise artık lüks veya ilginç yerler için yeterli para yoktu. Ama gece hayatı olmadan yaşayamayan Celal soruna çare buldu, artık ucuz pavyonlara takılacaktık.

Bangkok’un -bu kez- farklı arka sokaklarına, yani "parası olana sınırsızlık" yaşanan kulüplere değil, parasızların gece hayatına adım atıyordum.

Kaldığımız otelin birkaç blok ötesinde "Red Lotus" adlı -ikinci bile değil, üçüncü sınıf- bir pavyon vardı. İlk kez böyle bir mekana adım attığımda beni son bir ayda alıştığım parfüm kokusu ve muhteşem müzik yerine nem ve sigara kokusu karşıladı. Müşteriler ise işçiler, ucuz eğlence arayan turistler, semtin kendi insanları ve üstlerinden ucuzluk akan konsomatrislerdi. Kadınların giyimlerinin abartılı stili ile rüküşlüğü kadar, sürekli kahkaha atmaları ve kahkahalarının yapaylığı yüzünden onların müşteri değil, kons olduğunu anlamak kolaydı.

İçeri girmemizle yanımızda hemen Uzak doğulu bir kız belirdi.
- How about a drink together?
Celal cevap bile vermeden beni kolumdan tutarak mekanın içine sürükledi. Daha üç-dört adım atmıştık ki, anneannemiz olabilecek yaşta aşırı frapan, bana göre ürkütücü, bir kadın yanımıza yanaşıp aynı soruyu sordu:
- Can I join you for a drink gals?
Celal bu kez kabaca yanıt verdi.
- Ain’t there any other old bag around?
Bu cümle beni biraz üzse de, bu kadının ancak bu tarz bir "hayır"dan anlayacağı da açıktı.

Sonunda bir masaya oturmamızla bu kez başımıza dar bir sokakta karşılaşmak istemeyeceğiniz tipli bir garson dikildi. Burada içki içmeden geçen saniyeye bile hoşgörü yoktu. Celal küstah şekilde konuştu.
- Chang.
Garson da aynı küstahlıkla cevap verdi.
- 40 baht.
Çok genç olduğumuz için adam parayı ödeyemeyeceğimizi düşünüyordu sanırım. Celal mecburen içki parasını içkiler gelmeden ödemek zorunda kaldı.

Dostluğumuz sürecinde ilk kez olarak bir kulüpte suspus olmuştuk. Üzerimizde tedirginlik ve acemilik vardı. Zengin çevrelerde cebinde para ile önünde kapıların açılmasına alışık olan Celal bile enerjisini biraz kaybetmiş ve bir ölçüde ne yapacağını bilmez bir hale gelmiş gibiydi. Ne de olsa o 19, ben 18 yaşındaydım.

İçkileri beklerken etrafa göz attım. Hayret içinde az sayıda erkek kons da olduğunu da gördüm. Üzerlerinde daracık pantolonlar, parlak yakası açık bluzlar, ayaklarında ucuz deri ayakkabılarla her müşteriye nazlı bir süzüklükle bakıyorlardı. Panter bakışlı olanlar ise kadınlardı. Yaşları bizim yaştan, Rikkat hala yaşına dek değişen bir skaladaydılar. Bazıları Avrupalı olan bu kadınların ağır makyajları, abartılı pullarla kaplı mikro mini elbiseleri ve üzerinde zor yürüdükleri ultra yüksek topuklu ayakkabıları beni nedense biraz üzdü. Estetiğin ve zarafetin olmadığı yerlerdeki insanlara garip bir acıma duyuyordum. Sanat, zarafet, edebiyat olmayan bir dünya yaşanmaya değer miydi ki?

Sıkıntı içinde otururken piste bir dans grubu çıkması ile biraz gevşedik. Gruptaki dansçıların tümü batılıydı ve üzerlerinde pırıltılı tanga ve boyunlarına atkı gibi sarkıttıkları beyaz ipek kumaştan başka bir şey yoktu. Boyunlarındaki kumaşı çektiklerinde memeleri de ortaya çıktı… ve bir anda salondaki tüm konuşmalar kesildi. Oysa şov bu kadarcıktı; çünkü tüm grup hemen içeri giriverdi. Aklıma Hüseyin Rahmi'nin "Kokotlar Mektebi" adlı romanındaki genelev patroniçesi Ulviye Melek geldi. Romanda kadının başarısının böyle "tattırıp yutturmama"ya bağlı olduğu vurgulanıyordu. Söz konusu tutum seks ticaretinin temel taktiğiydi sanırım. Onların hemen ardından mafya tetikçisine benzettiğim şef garsonun işareti ile konslar sahneye gelip beceriksizce dans etmeye başladır. Tüm plan, onları masaya davet ettirmek üzerine kuruluydu.

Bu hiç alışmadığım ortamda ürkek bir çocuk gibiydim. Oysa Celal'e göz attığımda şaşkınlığından kurtulmakta olduğunu gördüm; çünkü ilerdeki masaların birinde oturmakta olan kızlardan biri ile bakışıyordu. Tam ona dönüp "Bu kadınlara yüz vermesen?" diyecektim ki, arkadaşım eli ile kızı masaya davet etti! Kons ise son derece profesyoneldi; çünkü masamıza önceki ataklıkları ile çelişik bir nazlılık içinde, salınarak yaklaşmaktaydı; belli ki artık kendini ağırdan satacaktı. Onun masamıza oturmasıyla garson yanımızda ışık hızında bitiverdi. Kız ise daha Celal ile tek kelime etmeden, aynı hızda garsona içkisini ısmarladı!
- Viski.

Biz biralarımızı bitmesin diye ağır-ağır içerken kız viski söylemekle kalmadı, viski masaya konar konmaz bardağı kaldırıp içkiyi tek yudumda bitirdi ve ikinciyi söyledi.

Burası bize hiç uygun değildi, ama bu gerçeği Celal'e nasıl anlatabilirdim ki? Ona dönüp baktığımda ise beni tedirgin edecek br manzara ile karşılaştım; çünkü elini kızın bacaklarının arasına sokmuştu ve son derece mutlu görünüyordu. Beklemekten ve dua etmekten başka yapabileceğim bir şey kalmamıştı.

Üçüncü viskide kız konuşmaya başladı. Celal'in de eli artık sahiplenir gibi onun omzuna dolanmıştı. Sohbete dahil olamasam da, dudak dudağa konuşmalarından olayın geliştiğini görebiliyordum.

Konsun adı tayca "kuş" anlamına gelen Nok'tu. Gerçekten de genç yaşına karşın kuşa, ama bir alıcı kuşa benziyordu. Tek elini Celalin bacak arasına sürterek onu heyecanlandırmaya uğraşırken, çok zevk alıyormuş gibi yapsa da, gözlerinde mutluluk veya heyecan olmadığını izlemek zor değildi. Amacının Celal'i yakınlardaki otellerden birine götürmek olduğu açıktı. Bir ayı geçkin süredir ilk kez mutsuzdum.

Sonraki günler Celal Red Lotus adlı o pavyona ve Nok'a yapıştı. Onlar yoğun flört ortamındayken ben -bana da bir kons yapışmasın diye- başım önümde oturuyor ve -garsonların ölümcül bakışları altında- tek bir bira ile oynuyordum. Üçüncü gece kendime bir daha buraya gelmeyeceğim sözünü verdim.

Mutsuzluğum Celal'i bir anlamda kaybetmek kadar artık diskoya gidip dans edemediğim içindi de. Bedenim -önceki bale eğitimim yüzünden- dansla yaşardı. Gemide ise Celal'in beğenmediği disko sürecinde daha da coşma fırsatı bulmuştum.

Oysa artık dans bitmişti.

Ona eşlik etmeme kararımı Celal'e bildirdiğimde karşı çıkmadı… Hatta aldırmadı… Nok'a resmen tutulmuştu.

Uzun zamandır ilk kez yalnız kaldığım o gece erken yattım… ama uyuyamadım... ve bir daha onun dönüşünü beklememeye karar verdim. Yatakta dönüp duracağım bir gece daha istemiyordum. Ben de dışarı çıkacaktım.

Ertesi gece Celal pavyona gidince, kararımı uyguladım ve otelden ayrılıp, çevredeki sokaklarda yürümeye koyuldum. Arkadaşım bana bir cep harçlığı bıraktığı için uygun bir yer ve cesaret bulursam bir bira içmeyi planlıyordum. Otelimiz bar ve pavyonların sık olduğu semte yakın olduğu için kısa bir yürüme ile mekanlara ulaştım. Artık birine girmek için cesaretimi toplamam yapacağım tek şeydi. Ancak kapı önünde "müşteri çeviren" adamların ve fahişelerin saldırganlık diyebileceğim tutumları beni cesaretlendireceğine ürküttü. Sanırım bu semtte gece çıkmak iyi bir fikir değildi. Otele dönse miydim? Ben gece hayatını değil, diskoları; seksi ve kadınları değil, bas ritimlerinde bedenimin yasaklardan arınmasını özlüyordum.

Biraz sakinlik bulmak için içinde bulunduğum sokağın ilerisindeki nispeten karanlık ve tenha tarafa doğru ilerlemeye başladım. Burada karşılıklı iki mekan yer alsa da, görünürde fahişe de, çevirici de bulunmamaktaydı. Yürümekten yorulmuştum. İçeri girip bir bira içmeyi istesem de çekiniyor, Celal'i ve girişkenliğini arıyordum. Fena alışmıştım ona. Bu yeni başlamakta olan bağımlılığı fark ettiğim için kendimi zorlayarak "Siam Nights" adlı mekana girdim.

Kapıdan içeri adımımı attığımda loş ve bomboş bir holde buldum kendimi. İlk aklıma gelen, kulübün kapalı olduğuydu. Fakat kapalıysa kapılar kilitli olmaz mıydı?


Ana Sayfa    |    Altar Kimdir?    |    Kitapları    |    Yazıları    |    İletişim


Dizayn: Altar-Stil Team - İçerik: Altar Baykal    |    Copyright © 2023 -