|
BANGKOK'ta BİR BATAKHANE
14 - YENİ AHLAKSIZ AHLAKIM, BANGKOK’UN YERALTI GECE HAYATI VE YASAK ŞOVLAR (18+ İçerik)
Yazı: ALTAR BAYKAL ENGİN ANLATIYOR O gece, gece hayatı eğitimimde çok önemli bir sınıfa -pavyon kültürüne- atladım. Yani bir sahnesi olan, ama sıradan gece kulübü gibi bu sahnede solist veya dansçıların olmadığı, şovların genelde erotik temelde uygulandığı ve her yanda seks enerjisinin olduğu mekanlar… Yalnızlığın -tabidir ki paranız varsa- kolayca güzel kız ve kadınlarla giderildiği, ayaküstü denilebilecek bir sürede olsa da seks duygularını yaşayabildiğiniz yerler… O geceden sonra gittiğimiz mekanlar herkesin bildiği kırmızı ışık bölgeleri değil de, daha özel, daha yerel, daha underground semtlerdeydi. Bangkok’un yeraltı pavyonları… Gerçek “gizli gece hayatı” buradaydı. Yaşımız buralara ya girmeye uygun olmasa da (giriş ve içki içme yaşı 20 idi), Celal'in tıpkı bir illüzyonist maharetiyle elden ele aktardığı dolarlar kapıları açıyordu. Bu semtlerde sokaklar dardı ve etraf sadece neon ışıkları ile aydınlanıyordu diyebilirim. Derinden derine gelen farklı müzik sesleri her yandaydı. Genelde perdelerle gizlenmiş kapıların yanındaki tabelalar küçüktü. Ortama girdiğinizde loşluk daima sizi sarıyordu. Müzikler çokluk nabız atışı gibiydi. Masalar küçüktü, en fazla dört kişilikti. Arkalarda -gerisinde neler yaşandığını tahmin ettiğim- perdeli bölmeler, gizli kapılar vardı. Ortam düşmanca değildi. Kimse kimseye yakın olmadığı halde, sanki herkes dosttu. Biraz tehlike de vardı çevrede daima… ama bunun kaynağı "bilinmezlik" hissiydi. Bu kulüplerde gerçekten hayatımda unutulmaz izler bırakacak şovlar izledim. Andığım "herkese yasak" kulüplerde acayip olmak, seksi olmaktan daha önemli gibiydi: Genelde şovlar bir sunucu tarafından sunuluyor ve sunucular ellerindeki mikrofon ile "She works hard, to keep you hard" ya da "More tip, more fun" gibi laflarla izleyicileri kışkırtmaya çalışıyorlardı. İzleyiciler de sahneye beğenileri oranında bükülmüş kağıt paralar atıyorlardı. Yani artistlerin önemli geliri sanırım izleyicilerden tip adı altında aldıkları bahşişlerdi. Beni en etkileyen şovlardan biri piste bütünü ile çıplak gelen siyahi kızdı. Bacak arasına soktuğu uzun bir ağızlığın ucundaki sigarayı yakıp cinsel organı ile içiyordu. Unutamadığım bir diğer gösteride ise kelimelerle anlatılmayacak kadar güzel yüz ve bedeni olan, ayrıca jimnastikçi esnekliğindeki çırılçıplak bir kız ve giyimli bir diğer kadın sahne almışlar, giyimli olan, kızın anal bölgesine parmağını sokmuş ve kızı yürütmeye başlamıştı. Mikrofonlu adam "She appreciate any gift… She wants a new car!" diyordu. Sahneyi dolduran paraları görünce kızın arabayı birkaç ayda alacağını düşünmeden edememiştim. Sonuçta bir ay içinde Rikkat halanın manastır/hapishane karışımı yaşamından böylesi uç bir gerçekliğe atlamış oldum ve şaşkınlık verecek bir gerçeğe ulaştım: Bu keskin değişim beni ne zorlamış, ne de sarsmıştı. İçimde garip bir "kendini bulma" hissi vardı. Sarsıntım pavyondaki ilk gecemde yerde ter-ter tepinen çıplak kadını izlerken dizlerimin -engel olmadığım bir kararlılıkla- birbirine çarpmaya başlaması sınırında kalmıştı. Bir saat içinde o his de dağıldı gitti. Muhakkak ki karakterimde marjinal bir eğilim vardı; ben baskıcı kuralları yalnızlığım yüzünden sığındığım kütüphanede okuduğum kitaplarla aşmış, özümü yaşamaya koyulmuştum. Artık Rikkat halanın arkadaşlarının pek beğendiği o "cici oğlan" değil; hayatın dans ve müzikle örülü dalgaları içinde korkusuzca sörf yapan bir filozoftum. Özetle, basmakalıp inançlardan sıyrılmanın gerisinde bilgiye erişmek vardı. Rikkat hala beni bir yandan ittiği yalnızlık, ama diğer yandan açtığı bilgi/edebiyat/sanat kapısı ile beynimin "aşmış" düşüncelerle dolmasını -belki istemeden- sağlamıştı. Günlerim çok güzel geçiyordu. Celal ile ilişkime bayılmasam da, sapıklık olarak görmüyordum, ya da şöyle diyeyim, korku, tiksinti veya suçluluk içinde değildim. Başta bu duyguları biraz yaşamıştım, ama sonra bastırıldığı yerden doğmakta olan gerçek kimliğim, beynime zorla sokulan ürkütücü engelleri kolayca aşmıştı. Benim bedenime, yani cinsel organıma ve göğüslerime değen el veya dudağın bir erkeğe veya kadına ait olmasının ne farkı olabilirdi ki? Dokunma veya dokunulmak eğlenceydi. Celal ile yaşadığım bana zevk veren bir şeydi; ama -fizyolojik veya psikolojik olarak- zarar vermeyen bir şeydi de. O zaman hata neredeydi? Yıllar boyu bana ait olmayan ve bana hiç yaramayan muhteşem doğrularla yaşamıştım. Bu yeni yanlışlar ise eski çok doğru hayatımın beni nasıl mutsuz ettiğini gösteriyordu. Derinlerimde, rahat bırakılırsam ulaşabileceğim kendime ait -yaygın olana benzemeyen- bir cinsel ahlak sistemim olduğunu keşfediyordum. Ancak her şeye rağmen Celal "daha ileri" gitmek istese, ona hayır diyecek gücüm vardı.
Hayır deme nedenim ise beynime bana danışmadan, beni sözde koruyup kurtarmak adına sokulan ve beni mutsuz eden doğrular değildi. Böyle bir teklifin gelebileceğini düşünmüş, banyoda sabunla kendi kendime bazı "ön denemeler" yapmış ve hoşuma gitmeyeceğini anlamıştım. Yine de sorgulamamı objektif başarısızlık sonrasında sübjektif açıdan sürdürdüm. Deneyimimde yaşadığım rahatsızlık(!) ve acı bu işin acemisi olduğum, bu işe alışmadığım, ya da kendi kendime uyguladığım için olabilir miydi? Bu sorulara yanıt vermem mümkün değildi. Ancak bunu yapan Celal olursa kesin hayır diyeceğimi hissettim… o arkadaştı çünkü. Bunu yapacak kişi ile cinsellik arzulamam şarttı. O zaman neler hissederdim? İşte bilemediğim buydu. Aslında bu "ileri safha" araştırmaları da yersizdi; çünkü Celal'den bu yolda teklif gelmiyordu ve geleceğe benzemiyordu.
|
| Ana Sayfa | Altar Kimdir? | Kitapları | Yazıları | İletişim |
| Dizayn: Altar-Stil Team - İçerik: Altar Baykal | Copyright © 2023 - |