ghg

BANGKOK'ta BİR BATAKHANE


13 - CAM DUVARLARIN ARDINDA GÖĞÜSLERLE GELEN HAZLAR

(18+ İçerik)

Yazı: ALTAR BAYKAL

ENGİN ANLATIYOR

Otelimiz ise başka bir alemdi: Chao Phraya Nehri kıyısındaki Capellla Bangkok. Cam duvarlı bir saray… Sessizlik içinde açılan otomatik kapılardan lobiye girdiğimizde büyülenmiştim. Önceden asla görmediğim, varlığını bilmediğim bir dünyaydı burası. Beyaz mermer, altın çizgiler, tavandan sarkan modern sanat eserleri. Ve her yerde duyulan o inanılmaz kibar parfüm kokusu…

Bir butler, derin bir reveransla bizi karşıladı. Nehir manzaralı süitlerimizin anahtarları gümüş bir tepside Celal'in anne ve babası ile bize ayrı ayrı sundu. Bu ultra modern ihtişamın içinde etkilenmemek, keyif ve görsel hazla dolmamak imkansız gibiydi. Mutluydum. Zevk duygusu, mutluluk duygusu ile kuzen değil midir zaten?

Celal genelde alışkanlığın verdiği rahatlık içinde olsa da, odaya girdiğimizde uzun bir ıslık çalmaktan kendini alamadı. Cam duvar boyunca uzanan manzara, şehrin ışıklarını Chao Phraya’nın suyu üzerinde dans ettiriyordu. İki kişilik yuvarlak yatağın beyaz nevresimleri üzerinde altın işlemeli yastıklar parlıyordu.

Yan tarafta şık bir oturma köşesi vardı: İki konforlu koltuk, ortada cam sehpa, üzerinde kova içinde şampanya şişesi ve ince uzun kadehler.

Celal beni bileğimden yakalayarak banyoya soktu ve "İşte asıl beklediğim manzara" dedi; "bir oteli otel yapan banyosudur yavru kuş".

Gerekten de odanın ihtişamı aynen banyoya yansıtılabilmişti. Siyah mermer zemin, yağmur duşu, her yanda parfüm kokulu sabunlar, minik çanaklarda çiçek şeklinde mumlar… Elimde olmadan "Burası resmen bir spa!" deyiverdim. Artık Celal de heyecan doluydu. Suyu çok seviyordu; gemide de banyodan çıkmazdı kolay kolay. Ama "Vakit nakittir kanka" diye konuştu; "Şampanya dönemimizi yaşayalım, sonra biraz dinlenelim gece uzun olacak."
Meraklanmıştım. "Ne var gece?" sonra ümitle ekledim: "Disko?"
- Sı…ayım discoya… Burası Bangkok avanak, gece hayatının kalbinin attığı yer. Seni öyle bir yere götüreceğim ki… ölecek, yeniden doğacaksın.

Şaka olan bu sözlerin gerçeğin tam tanımı olduğunu o anda bilmiyordum.

Celal ise yerinde duramayan enerjisi ile şampanya şişesini eline aldı, ustalıkla yaldızını açtı, patlatıp kadehlere doldurdu.
- Hadi dik bakalım. Şampanyayı yudumlayan ana kuzusu olssuuuunnn.
Ve bir yudumda bardağı bitirdi.

Gemide viskiye alışmıştım, şampanyayı ilk kez tadıyordum. İlk yudumda dilimin ucunda bir serinlik, ardından bir meyve tadı… Köpükler boğazından geçerken hafif bir gıdıklanma… Tatlı ile ekşi arasında mükemmel bir denge… Bu bir içki değil, bir parıltıydı. O anda "Her kutlamanın ana içkisi olmasına şaşmamalı" diye düşündüm.

Kadehi sehpaya bıraktığımda, çevre daha canlı görünüyordu. Celal ise seri şekilde ikinci bardağı içtikten sonra yanıma gelip her zamanki gibi teklifsizce kıyafetlerimi çıkartmaya koyuldu ve ardından beni yatağa itti. İsteksizlikle "masaj zamanı" diye düşündüm. Bedenim olacaklara tepki verse de, ruhumda hep ağırlık ve donukluk meydana geliyordu. Celal ise tamamen soyunduktan sonra yeniden şampanya şişesine ulaştı ve bir bardak daha doldururken sordu:
- İster misin?
Başımı hayır anlamında salladığımda vakit yitirmeksizin yanıma gelip elleri ile -bir erkeğe yakışmayacak irilikte oldukları kuşkusunu kafamdan atamadığım- göğüslerimi kavradı ve karşı koyamadığım hazların ilk nüanslarını başlatmaya koyuldu. Ama -sanırım şampanya adlı büyülü suyun verdiği cesaretle- elini yakalayıp yöneltmeye cesaret edemediğim soruyu sordum:
- Ne diyorsun bunlara?
- Neye ne diyorum?
Biraz sıkıldım bu sorusuna ama kendimi zorlayarak yanıtladım:
- Göğüslerime?
- Ne diyeceğim ki?
Ok yaydan çıkmıştı.
- Nasıl buluyorsun?
Biraz şaşkınlıkla baktı. Ne demek istediğimi gerçekten anlamamıştı. Açıklamam gerekti.
- Ne düşünüyorsun? Yapıları hakkında yani? Nasıl görüyorsun?
Birden yüzünde geniş bir gülüş yayıldı ve beni yıkan sözleri birer övgü olarak fısıldadı:
- Karılarınkine değişmem… tombul ciciler.

Duymayı en korktuğum yorumdu bu.

O ise -haklı olarak- bu garip ve biraz yersiz sorgulamamı bir yönlendirme, bir istek belirtme olarak almış olmalı ki, ilk kez olarak dudaklarını göğüslerime de yapıştırdı… ve beni bambaşka hislere "akıttı". Bu cinsel organıma dudakları ve dili ile sergilediği hünerlerden çok, ama çok farklı bir hazdı. İnsanı uçuran değil… dağıtan… paramparça etmek manasında olmayan bir dağılma… evrene dağıtan… genişleterek, büyüterek dağıtan… Sıcaklık vardı içinde… hatta şefkat vardı. Size bu benzersiz duyguyu yaşatana şefkat...

Öylesine farklı bir zevk yayılmaya başladı ki bedenime, yanıtının verdiği rahatsızlık silindi gitti. Böyleysem de böyleydim. En önemlisi, Rikkat halanın yanında değildim. Artık yaşıyordum. Gerçek yaşamın doğruları, yani ona katılmak için gereken şartlar, Rikkat halanın öğrettikleri ile bütünü ile ters yapılıydı. Ben de bu yeni doğruların yönlendirmesinde kollarımı arkadaşımın başına sarıp dudaklarını ve giderek olaya biraz katılmaya koyulan dişlerini göğüslerime bastırmaya koyuldum.


Ana Sayfa    |    Altar Kimdir?    |    Kitapları    |    Yazıları    |    İletişim


Dizayn: Altar-Stil Team - İçerik: Altar Baykal    |    Copyright © 2023 -