|
BANGKOK'ta BİR BATAKHANE
12 - DİSKO ADLI TAPINAK VE CELAL’İN MASAJI İLE ENGİN'İN DÖNÜŞÜMÜ (18+ İçerik)
Yazı: ALTAR BAYKAL ENGİN ANLATIYOR Diskonun kapısından içeri adımımı attığım anda hem karanlık, hem de yanıp sönen ışıklar üzerime sağanak gibi döküldü. Güç dolu müzik kalbimin vuruşunu değiştirdi, kanımda aktı, beynimin içine işledi; bedenim istemsizce hareket etmeye başladı. Sadece Celal'i değil, kim olduğumu, nereden geldiğimi unuttum; her şeye boş veren bir güce eriştim; müziğin dalgasında inanılmaz bir enerji içinde sürüklenmeye başladım. Bir güç beni hareket ettiriyordu. Sergilemekte olduğum dans baledeki sürekli bir sonraki hareketi bildiğimiz koreografi ile yapılan bir dans değildi. Ben müzik tarafından dans ettiriliyordum. Zaman durdu. Ritm içinde yok oldum. Bassların içinde eriyip yeniden doğdum. O gece o disko bana kim olduğumun somut hâlini gösterdi. Bir daha asla eski Engin olmayacağımı anladım. Ben bir dansçıydım. Odaya geldiğimizde sarhoştum. Çok eğlenmiştim. Çok mutluydum. Uçuyor gibiydim. Deliler gibi dans etmiştim. Üstelik dikkat çekmiştim. Bazı kişilerin dans etmeyi bırakıp beni izlediğini biraz sarhoşlukla olsa da anımsıyordum. Bunca yıl silik bir gölge olduktan sonra bu hisler… doyumsuzdu. Zorlukla Celal'e "Ben hemen uyuyorum, bitiğim" dedim ve 'vücudum kadınsı' kompleksini elbiselerimle fırlatıp kilodumla yatağa girdim. Celal ise kesinlikle yorgun değildi. Ellerini göğüslerimde hissettiğimde bir masaj servisi daha vermek düşüncesi olduğunu anladım. Yanılmamıştım. Bu süreç iki gün, sabah-akşam düzeninde sürdü. Artık karşı koymuyordum. Hoşuma bile gidiyordu… ama beklemiyordum da. Beklediğim, hatta özlediğim disko idi. Celal ise o muhteşem -bana göre- tapınağı beğenmemiş, "emekli işi" demişti. Oysa orası benim gördüğüm ilk diskoydu. Her gece, biraz da benim isteğimle diskoya gidiyorduk. Oraya girdiğimde dünyaları elde edebilecek güce ulaşıyordum sanki. Diskonun kralıydım! Düşünmeden, korkmadan, kendimi engellemeden, kaygılanmadan dans ediyor, kısa sürede çok kişinin bana baktığını fark ediyordum. Üçüncü günkü "gece masajında" birden cinsel organımda ellerinin verdiğinden daha farklı bir duygu hissettim. Bana dokunan artık dudaklarıydı.
Karşı koymadım, ya da koyamadım, bilmiyorum. Yorgun, mutlu ve sarhoştum. Kısa sürede sızdım. Ertesi sabah ise ayık kafa ile her şey gözüme farklı görünmeye başladı. Artık süperegom devreye girimiş, araya mesafe koymama neden olmuştu. Celal bendeki değişikliği hemen fark edip sordu:
Sözlerime hiç aldırmadı. "Artık Rikkat dudunun yanında değilsin oğlum" diye başladı. "Dışarda farklı bir dünya var ve her şey sana ezberletilen gibi değil." Ses çıkartmadım.
Konuşmayı sürdürdü: O anda Alex Comfort'un "Her şeyi paylaşan arkadaşların, seksi neden paylaşmadıklarını anlamak zordur" sözü geldi. Joy of Sex adlı -gizlice aldığım ve "hatmettiğim"- bir kitapta okumuştum bunu. Yine yanıt vermedim. Bir daha da konuya dönmedik. O sabah masaj gerçekleşmese de, disko dönüşü yeniden yapıldı… ve ertesi günler gelişerek sürdü. Aramızda sessiz bir anlaşma var gibiydi: Öpüşme yoktu. Sarılma yoktu. Sadece masaj… elle veya ağızla… ama anlaşmanın sınırları birkaç gün içinde benim de ellerimi kullanmam sınırına dek genişledi. Bana bu geziyi lütfetmiş, elleri ve dudakları ile bu kadar zevk veren arkadaşıma borçluydum. Sonuçta ben de ona masaj yapmaya başladım… ama olaya ellerimden ötesini katamayacağımı biliyordum. Onu kırmak pahasına bile. Alıştım sürece… pek de üzerinde durmadım. Aramızda romantik veya ihtiras dolu bakışlar, laf atmalar ya da tavırlar olsa bu kadar kolay kabul etmezdim. Onu seks figürü olarak görmüyordum, bedeni beni hiçbir şekilde etkilemiyordu. Bir spor etkinliği gibiydi. Gün içinde iki erkek kankaydık. Benim aklım, yeni keşfettiğim dünyada, yani disko danstaydı. Balede hiçbir zaman çok başarılı olamamıştım. Dengem bozuktu. Bedenim kolay esnemiyordu. Ayağımın "ark"ı, yani kavisi (copu de pied, kudö-piye'si) yoktu. Bu yüzden egzersizlerle (ayağımızı sürekli point tutmaktan) biraz değişse de (balet ayağına benzese de) hala da bence "kütük gibiydi". Ama disco… Orada bir kraldım. İnsanların gözlerinde okuyordum bunu. Geneldeki yumuşak halim yok oluyordu. Vahşileşiyordum. Yine de bana yöneltilen beğeni beni hiç etkilemiyordu. O müzik, o ritm, o sound'u duyduğumda ben, benlikten çıkıyor, trans geçmiş gibi, düşünmeden, planlamadan, etrafımı fazla algılamadan ve aldırmadan dans etmeye başlıyordum. Sonunda her sabah dans düşüncesi ile kalkmaya, gece diskoya ineceğimiz saatleri beklemeye başladım. Başka hiçbir şeyin anlamı yoktu.
Sonunda Tayland, Laem Chabang'a, bizimki gibi kurvaziyer gemiler için yapılmış özel limana ulaştık. Karaya indiğimizde geleneksel enstrümanlar, davul ve gong eşliğinde dans eden zarif kostümler içindeki Tay dansçıları tarafından karşılandık. Etraf sanki baharat kokuyordu. Ailesinin bana yönelttikleri isteksizlik ve hoşnutsuzluk dolu bakışlarını görmezden geldim. İki ayrı taksi ile 1.5 saat ötedeki Bangkok'a doğru yola çıktık.
|
| Ana Sayfa | Altar Kimdir? | Kitapları | Yazıları | İletişim |
| Dizayn: Altar-Stil Team - İçerik: Altar Baykal | Copyright © 2023 - |