|
BANGKOK'ta BİR BATAKHANE
1 - BANGKOK’A GİDEN BENDENİZ, BAĞIMSIZ/PERVASIZ BİR KADIN VE ANNESİ
Yazı: ALTAR BAYKAL FEYZA ANLATIYOR Onu ilk gördüğümde hissettiklerimi "şoke olmak" sözcükleri ile ifade edebilir miyim? Belki. Ne var ki, yine de bu tanım çok da doğru olmaz. Duygularıma "Büyük, ama hoş bir şaşkınlığa uğramak" desem daha gerçekçi konuşmuş olurum. Ama yok, bu anlatım da uymadı. En doğru ifade "Hem alışmadığım bir heyecan, hem de zevk hissetmek"ti. Bu hiç bana uygun olmayan duygu karmaşasının nedeni ise oydu. Az insan itiraf etse, ruh güzelliğinin önemini savunsa da, hatta farkında olmasa da, çoğumuz fiziksel güzelliğe düşkünüzdür ve ona öncelik veririz. Güzellik, yıkıcı devrimlerle ayakta kalan moda adlı baş belası tarafından sürekli saldırıya uğrar, ama sağlamdır, fazla sarsılmaz. Bir şeyin güzel olduğunun kanıtı ise bakanda bir zevk duygusu yaratmasıdır. Zevk ise çoğu zaman minik bir mutluluk da var eder. Ben de güzellik adlı zevkten türeyen ufakça ama reel mutluluk ile Bangkok'taki o çirkin, ucuz, itici batakhanede buluşmuştum; çünkü çok güzeldi… ama aynı zamanda alışılmadıktı da! Kendisini "özgür, dışa dönük, serüvenci, pratik" olarak niteleyebilecek no-nonsense bir kadınım. Romantizm tantanasına varan aşkiyat bana "Fizan'a kadar" uzaktır. Bu eskilere ait sözcüğü bir free lance gezi gazetecisi olduğum için, yani Fizan'ın Libya'nın yaşam şartları zor bir bölgesi olduğunu bildiğim için, özellikle kullandım. Ama gerçekte fizanlı-mizanlı konuşacak yaşta değil; 30luk bir Kova'yım. Hareket, benim için vazgeçilmez bir ihtiyaç olsa da, tutkuyla bağlanacağım hobi babında harekete bağlı sporları değil, bodybuilding'i seçmişimdir. Seçimimin en önemli nedeni bedenimin bu spora uygunluğudur. İki yıl önce yitirdiğim babamın değimi ile sanki "Tanrı beni 'badyacı' olayım diye yaratmış"tır. (Şekerler şekeri komik babacığım "bodyci"ye, bana takılmak için "badyacı" derdi.) Geniş omuzlarım, yediklerimi yağa çevirmemeye yeminli bir metabolizmam ve adaleli mezomorf bir bedenim var. Ruhumun da badyacı olduğunu söyleyebilirim; "tuttuğunu koparan" değilim ama koparamayacağımı tutmayan, tutuğumu koparmadan bırakmayanım. Kafasına göre takılmaya bayılan ve anneme göre laf dinlemez yapım gereği kimselere gerek duymam. Genelde -biraz da meslek icabı- hep tek başıma gezerim. Gidip gördüğüm yerleri de -ister Erzincan olsun, ister Fizan- hemen haber yaparım. Yazılarımı satın alan bir dergi ile çalışıyorum. Genel yayın yönetmeni de çok tatlı bir kadın, aramız bal-şeker. Onlar almazlarsa da aldırmam, meraklım çok; alemde hafiften bir şöhretim de bile var. Beni gezi gazetecisi yapan gezmeye ve özellikle yalnız gezmeye düşkünlüğüm çok sevdiğim gece hayatımı da içine alır. "Kadın başıma" diye ayıpladıkları şekilde restoranlara, barlara -beynimde zerrece erkeklerle iletişim kurma, ya da flört etme fikri olmadan- gitmek benim için gündelik, daha doğrusu "gecedelik" iştir. Zaten çevremin tüm karşı çıkışlarına rağmen gece hayatı merkezi Bangkok'u görmeye karar vermemin gerisinde mesleğim kadar, kişiliğimin de olduğunu söyleyeyim. Paris gece hayatı köylü turistlere göredir. Benim gece hayatı anlayışım şatafattan çok, az da olsa sinister heyecanlarla dokunmuştur. Babamın ölümüne dek kendi evimde yaşardım. Ama o diğer aleme gidince annem o kadar yalnız kaldı ki, Levent'teki 2.5 katlı villamızın üst katına taşındım. Bu mecburi değişim sonrası pişman olmasam da zevkimden zil takıp oynamıyorum; çünkü annem romantik, "duygusalım-da-duygulsalım" takılan, spordan-hareketten nefret eden, ama çok güzel bir kadındır. Bu yapısı yüzünden aramızda pek bir anne-kız yakınlığı kurulamamıştır. O hep babamın kutu bebeği olmuş, yıllarca kendini babama -bu işi yaptığı için ağzından zevk salyaları akıtarak- taşıtmıştır. Yanlış anlamayın; babam da bu işi ağzı köpürerek yapmıştır. Sözün özü, ikisi birbirini garip şekilde tamamlamışlardır. Yıllarca senaryosunu kendi yazdıkları ve "Kule odasındaki güzeller güzeli prenses ve onu kurtarmaya gelen Sir Lancelot" temalı bir piyeste oynayarak pek eğlendiler. Ne yazık ki babamın zamansız ölümü ile perde kapandı. Aslında anneciğim gerçek anlamı ile iyi bir kadındır. Fedakardır, sevecendir, eli açıktır… bu nitelikleri ise "çok" parantezine alıp okuyun. Ama diğer yandan pimpiriklidir, pireyi deve yapar, sürekli her şeyden "yıpranan" ("Bu beni yıprattı" en sevdiği laftır) bir nazenindir. Eskiden beri (alın size bana benzemeyen bir yanı daha) evde oturma delisidir. Babamdan sonra bu huyu iyice depreşmiştir. Buna karşın her sabah askeri disiplin içinde makyaj yapar; her gece de hiç üşenmeden bu girift ve sanatkarane üretim makyajını siler. İçeriklerine bir kimyager düzeyinde hakim olduğu kavanozlarla dolu cilt bakım ürünleri ve bir ressamı kıskandıracak zenginlikte makyaj paletleri olmadan yok olur.
Dediğim gibi, güzeldir de… Şarap gibi yaşlandıkça güzelleşen kadınlardan… Ama bu güzel, çekici ve iyi kalpli kadın babamdan sonra kendini bir manastıra dönen evine seksi rahibe gibi gömmüştür.
|
| Ana Sayfa | Altar Kimdir? | Kitapları | Yazıları | İletişim |
| Dizayn: Altar-Stil Team - İçerik: Altar Baykal | Copyright © 2023 - |